Akvaryum Canlı Bitki Türleri Yetiştirilmesi

akvaryum bitkileri bakımı, akvaryum bitki yetiştirme, akvaryum bitkileri resimleri, akvaryum bitki türleri, akvaryum bitki çeşitleri, akvaryum bitki kumu, Bitki gübresi, Su bitkisi, Akvaryum bitkisi fiyatı

Akvaryumda Canlı Bitkilerin Bakımı

Bitkili Akvaryum

Akvaryumda canlı su bitkilerinin önemli  bir çok görevleri vardır:

Suyu temizlemek - Bitkiler çakıl içindeki bakterilen temizlenmesi için etkili bir filtredir. Seratofilium (Ceratophyllum demersum) veya su mercimeği (Elodea ve Egeria türleri) gibi hızlı gelişen bitkiler akvaryuma ekildikleri günden itibaren azot içeren kirliliği ortamdan uzaklaştırır. Fotosentez ile suyun zenginleştirilmesi sırasında, bitkiler ortamdaki karbondioksiti tüketirken sudaki oksijen miktarını artırır. Koruma - Yoğun olarak bitkilendirilmiş bir akvaryum genç balıkların aç olan diğer akvaryum sakinleri tarafından avlanmalarını önlemek amacıyla saklanmalarına uygun bir yer sunar. Bu sayede akvaryum içindeki stres azalır.

Akvaryum içinde kaç tane bitki olmalıdır?

Akvaryumunuzda bulunması gereken optimum bitki sayısını hesaplamak için aşağıdaki hesaplamayı temel kural olarak kullanabilirsiniz:

 

100 cm x 40 cm / 50 = 80 bitki(40 inçh x 16 inç / 8 = 80 bitki)

Bitki ekiminin düzenlenmesi

İlerleyen sayfalarda her üç bitki ekim bölgesi için bitkiler önereceğiz:

 

Ön bölüm

Orta bölüm

Arka bölüm

Yumuşak ve canlı yeşiller ile kırmızıların göz alıcı bir şekilde düzenlenmeleri akvaryuma bir sakinlik ve uyum hissi verir böylece evinizin içinde rahat bir ortam yaratabilirsiniz.

Su bitkilerini daima nemli şartlarda taşıyın. Bitkileri taşımak için nemli gazete kağıdına veya kağıt havlulara, v.b., sarın. Akvaryum satıcınızda bitkilerin taşınması için uygun taşıma çantaları da olabilir. Bitki bakımı hakkında daha fazla bilgi edinmek için ücretsiz olan sera rehberini isteyin, "Yapısına göre su bitkilerinin beslenmesi".

Ön kısım için en uygun bitkiler

 

akvaryumun içinin görünmesini engellemeyecek küçük bitkilerdir. Yükseklikleri 15 cm’yi geçmemelidir.

Orta Kısım

Bu kategoriye daha uzun bitkiler girer.

Orta bölüm bitkileri tek bitkiler ve grup bitkileri adı verilen iki gruba ayrılır.

Tek bitkiler, etraflarında fazla boşluk olmasına ihtiyaç duydukları için tek başlarına dikilmeleri gerekir; grup bitkileri ince hatlara sahip oldukları için isimlerinden de anlaşılabileceği gibi en güzel görünümlerine grup halinde dikildiklerinde sahip olurlar.

Orta Kısım 2

Bu kategoriye daha uzun bitkiler girer. Orta bölüm bitkileri tek bitkiler ve grup bitkileri adı verilen iki gruba ayrılır. Tek bitkiler, etraflarında fazla boşluk olmasına ihtiyaç duydukları için tek başlarına dikilmeleri gerekir; grup bitkileri ince hatlara sahip oldukları için isimlerinden de anlaşılabileceği gibi en güzel görünümlerine grup halinde dikildiklerinde sahip olurlar.

Arka Kısım

Bunlar uzun boylu bitkiler olup, kenarlara ve arka bölümlere dikilmesi gerekir. Bu bitkiler, ön bölüme diklirse akvaryumun görüntüsünü engeller ve balıkların yüzme alanını daraltır. Seratofilum (Ceratophyllum demersum) ve su mercimeği (Egeria densa) gibi hızlı gelişen bitkiler mükemmel oksijen kaynağıdır ve suda alg oluşmasına neden olan nitratı temizler.

Akvaryum Aydınlatması, Bitkileri için T5-T8 Lambalar

Bitkilerin gelişimlerini desteklemek için yeterli aydınlatma yapılmalıdır. Doğadaki bitkilerin büyük çoğunluğu fotosenteze bağımlıdır. Bu sucul bitkiler için de böyledir. Uygun spekturm çoğu kez gözlenebilir ama gözle görünmeyen (UV ev IR gibi) başka etmenler de vardır.

Doğru tipte bir ışıklandırma satın alabilmeniz düzenlemenizde kullanacağınız bitki çeşitlere bağlıdır. Çünkü çok fazla veya çok az ışığın eşit derecede istenmeyen etkileri olacaktır. Gereğinden az ışık bitkilerin gövdelerinin uzamasına, gereğinden fazla ışığın ise bitkilerin solmasına yol açan alg patlaması ve sıcaklık yükselmesi gibi etkileri olur. 

 

En çok kullanılan ışıklandırma seçenekleri floresanlar ve metal halide HQI'lardır. 

 

Floresan Aydınlatması

 

FL iki ucundan bağlı ince bir tüptür. T8 ile T5'i ayıran tüpün çapıdır.

T8 evde kullanılan tipik aydınlatma aracıdır. Sucul bitkiler için uygun olan versiyonları da vardır.

 

T5 T8'den çap olarak daha küçük olmasına rağmen aynı parlaklığı sağlar. Çağın küçük olması aynı alana daha fazla T5 yerleştirilebileceği anlamına gelir. Bu lambaların iki türü vardır; HE(yüksek ferformans) ve HQ(yüksek verim).

 

 

 

Akvaryum Aydınlatması, Bitkileri için PL Lambalar

PL genellikle yemek çubuğu lambası olarak anılır ve başka tip bir floresan ışığıdır. Ya bir birine paralel iki floresanın ya kaynaştırılmasından ya da U-şeklinde bir floresandan oluşur. Tek bir bağlantı noktaları vardır ve çıkışı ve performansı normal floresanları gölgede bırakır.

 

 

 

 

 

Akvaryum Aydınlatması Bitkileri için Metal Halide Lambalar

Metal halide HQI

 

Metal halide aydınlatması spekturmun tamamına en yakın aydınlatmadır. Bunun yanında ışık üretme yeteneği azdır ve diğerlerine göre daha fazla sıcaktır.

 

Renk Sıcaklığı

 

 

 

Renk sıcaklığı; parlaklıktan algılanan renktir. Birimi K(Kelvin)'dir. Genellikle 5500K ile 8000K arasında değişir. Kelvin değeri azaldıkça lambanın rengi sarıya, arttıkça maviye doğru döner.

 

Işıklandırma

 

Sucul bitkiler biyolojik saatlerinin ritmlerine dayalı olarak gelişirler. Gündüzleri aktif, geceleri pasif durumda olurlar. Güneş ışığıyla başlayan fotosentez güneş batana kadar durmaz. Aydınlatmanın yeterli kullanımı bu  süreci zenginleştirir ve bitkilerin sağlıklı gelişimini sağlar. Bitkiler gece pasif duruma geçmişlerse (bu genellikle yapraklarını kapamalarıyla olur) çok güçlü ışıkla bile tekrar aktif olmayabilirler. Hızlı büyüyen bitkiler yavaş gelişenlere oranla daha fazla aydınlatma zamanına ihtiyaç duyarlar. Günlük 10 saat aydınlatma en iyisidir.

 

Aydınlatma kalitesi ve bitkilerin gelişimine etkisi

 

Fotosentez ışığın farklı dalga boylarında eşit olarak gerçekleşen bir olay değildir. Farklı renkte ışıkların bitkiler üzerinde farklı etkileri olur. Örneğin; kırmızı renkli bitkiler ultra viyoleye çok yakın olan mavi spekturmu daha fazla kabul ederler. Bu tip aydınlatma uygun besinlerle birleştirildiğinde kırmızı bitkileri çok göz alıcı hale getirecektir. Floresan lambalar dengeli spekturm dağılımı olmayan bitkiler için kullanılırlar. Yoğunlukları da zamanla azalacaktır. Bu bitkilerin daha yavaş gelişmelerinden ve daha az renkli hale gelmelerinden anlaşılabilir. Bu süreçte bitkiler daha az gelişirken kullanılmayan besinler farklı ışık ihtiyaçları olan yosunlar tarafından kullanılırlar. Bu yüzden lambaların düzenli değişimleri bitki gelişimine etkilerini garanti altına almış olur. Floresan lambalar her üç ayda bir, daha yüksek verimli T5'ler ise altı ayda bir değiştirilmelidir.

 

Aydınlatma Miktarı

 

Elimizde bir tankın sahip olması gereken lamba miktarını belirleyen kurallar yoktur. Bazıları 1 litre su için 1 W ışık kullanılması gerektiğini söylerler. Bu hesaba göre 100 litre bir tankta 100W ışığa ihtiyaç duyulur. Ama her tankın su derinliği ve içindeki bitkinin cinsi ve yoğunluğu farklıdır. Bu yüzden kendi tankınız için doğru miktarı ancak deneme yanılma yöntemiyle bulabilirsiniz. Genellikle hızlı gelişen bitkiler litreye 1 W'tan daha fazlasını isteyeceklerdir. Derin ve hızlı gelişen bitkileri fazlaca ihtiva eden tanklarda bu oran 1.5'den 1.7'ye kadar değişebilir. Yani 100 litrelik bir tankta 150W veya daha fazlasına ihtiyaç duyulabilir.

Nüfuz Etme

 

Nüfuz etme ile kastedilen şey ışığın suyun içerisine girmesi ve bu yüzden suyun derin bölgelerinde parlaklığın azalmasıdır. Farklı lümenlerin farklı nüfuz edişleri olacaktır, en zayıf olanı kırmızı ışıktır. Derin denizlerde kırmızı ışığın aşağı inmesi mümkün olmadığından sadece mavi ışık görünür. Farklı aydınlatma ekipmanlarının farklı nüfuz etme güçleri vardır.

 

Bilgileri derleyip toplayan Çanakkaleli arkadaşımız N. Yücel e emeklerinden dolayı teşekkür ederiz.

Akvaryum Bitkileri için Gerekli Aydınlatmalar Hakkında Detaylar;

 

Bir bitkili akvaryumun aydınlatılması sadece renk sıcaklığına (Kelvin değerine) bakılarak seçilmemelidir. Tam spektrumlu ampullerin 5000 K ile 6500 K arasındaki ampuller olarak nitelendiği ve bu ampullerin bitkili akvaryumlar için en uygun olanlar olduğu bir gerçektir. Ancak bu tabir yine de lambanın gerçek anlamda nanometre olarak hangi dalga boyunda yayınım yaptığını açıklamamaktadır. Eğer bitki/yaprak gelişimini (mavi ışık) ve bitki boyu ile renklenmeyi (kırmızı ışık) optimize etmek istiyorsanız, fotosentez için hem kırmızı hem de mavi spektrumdan ışığa ihtiyacınız olacaktır. Bitkileriniz için mavi ve kırmızı karışımı bir ışıkla, kendi görüşünüz için de yeşil ışıktan (insan gözü parlaklığı/aydınlığı yeşil ışık miktarına göre algılamaktadır) oluşan bir karışım oluşturmanız gerekmektedir. Eğer uygulamış olduğunuz aydınlatma aşırı parlak ve bitkileriniz de ultra-yeşil görünüyorsa, bu yeşil spektrumda oldukça güçlü yayınım yapan bir kurulumunuz olduğu anlmına gelir. Elbette bunu bitkileriniz için iyi aydınlatma olduğu anlamıyla bir tutmamanız gerekir, çünkü bitkiler yeşil spektrumlu ışığı fotosentez için kullanmazlar yada çok çok az kullanırlar. Güneş ışığı 475 nm dalga boyundaki mavi spektrumda tepe noktası yapmaktadır. Bu kırmızıdan daha kısa bir dalgaboyudur ve hem bitkiler hem de algler tarafından kullanılmaktadır. Işık suyun içinde ilerledikçe yoğunluğunu kaybeder. Daha kısa dalga boyundaki mavi spektrumlu ışık, daha kolay emilen ve daha yavaş olan kırmızı spektrumlu ışığa göre suya daha iyi nüfuz eder ve daha hızlı ilerler. Bitkilerin kullandığı fotosentetik pigment olan klorofil hem mavi hem de kırmızı ışığı yakalamaktadır ancak 650-675 nm dalga boyuna sahip kırmızı ışıkta çok daha etkilidir. Mavi ışık yukarıda değindiğimiz bu nedenlerden ötürü daha bol olduğundan dolayı kırmızı ışıkla aynı oranda zaten kullanılmaktadır.

Bitkilerin fotosentez yapabilmek amacıyla ışığı emen unsuru olan klorofil molekülleri temel olarak ikiye ayrılır. Bunlar Klorofil a ve Klorofil b olarak adlandırılmaktadır. Bu iki klorofil türü arasında çok küçük bir fark vardır ve bu sadece kimyasal formülasyonlarından kaynaklanmaktadır (a: C55H72O5N4Mg, b: C55H70O6N4Mg). Bu klorofil türlerinin her ikisi de son derece etkili fotoreseptörlerdir. Kimyasal yapılarındaki bu farklılık neticesinde bu iki klorofilin abzorbe ettikleri spektrum çok küçük miktarlarda dalgaboyunda farklılaşma yaratmaktadır. Bunun neticesinde örneğin 450nm dalgaboyunda Klorofil a’nın yakalayamadığı ışık, o dalga boyunda daha etkili olan Klorofil b tarafından yakalanacaktır. Bu sayede bu iki tür Klorofil ışığın yakalanması konusunda birbirlerini tamamlayıcı rol almaktadırlar.

 

Yeşil bitkiler için en önemli aydınlatma tepe noktaları aşağıdaki tabloda gösterildiği üzere şu şekildedir (yatay eksen dalga boylarını, dikey eksen ise bitkilerin ışığı yakalayabilme oranlarını göstermektedir):

Klorofil-a: 430nm/662nm

Klorofil-b: 453nm/642nm

Karotenoid: 449nm/475nm

Kırmızı pigmentlere sahip bitkiler daha ziyade spektrumun mavi bölgesindeki ışıktan faydalanırlar.

Yukarıda açıklandığı şekilde fotosentez için optimum ışığı seçmenin yanı sıra, akvaryumunuzun estetik amaçlarına en uygun gelecek (kendi göz zevkiniz için) renk sıcaklığına sahip aydınlatmayı da sağlamalısınız. Bu nedenle akvaryumunuzun nasıl görünmesini istediğiniz dışında renk sıcaklığıyla (Kelvin değeriyle) pek kafanızı meşgul etmeyin. Renk sıcaklığına bakarak değerlendirmek gerekirse, mavi spektrumdaki ışık balıklarınızdaki mavi rengi belirginleştirecektir. Yeşil spektrumdaki ışık akvaryumunuzun daha aydınlık olmasını ve bitkilerinizin yeşilinin daha canlı olmasını sağlayacaktır. Kırmızı spektrumlu ışık ise balıklarınızdaki ve bitkilerinizdeki kırmızı rengi vurgulayacaktır.

Lambaların tanımlanmasında kullanılan bir başka ifade olan Lüx kavramı metrekareye düşen lümen anlamını taşır. Hem Kelvin hem de Lüx bitkiler değil sadece insanların ışığı algılamasına göre tanımlayıcı bilgiler olduğundan bitkili akvaryum açısından benzerlik taşırlar. Her ikisinde de bitkiler için değil, insan algılaması için hassasiyetin daha yüksek olduğu yeşil spektrumdan yayılan enerji miktarı vurgulanmaktadır.

Yapay ışık kaynakları sıklıkla lümen olarak çıkış değerlerine bakılarak değerlendirilmektedir. Lümen bir ışık kaynağının bir birim süre içerisinde ne kadar ışık enerjisi yaydığını ölçer. Lümen kaynak tarafından saçılan tüm enerjiyi ölçmeyip, sadece insan gözünü etkileyebilecek dalgaboylarındaki enerjiyi ifade etmektedir. Bu nedenle lümen değeri daha ziyade insan gözünün spektral hassasiyeti ile değerlendirilebilecek bir tanım olarak anlam taşımaktadır. Aşağıdaki grafikte verilmiş olan spektrum tablosu üzerindeki eğri ile insan gözünün hangi dalga boylarında ne kadar etkili olduğunu görmektesiniz. Anlayacağınız üzere insan gözü bitkilerden çok farklı olarak 550nm dalga boyundaki yeşil spektrumda maksimum algılama hassasiyetine sahiptir.

 

İnsan gözünün algılama hassasiyeti

Lümen değerleri lambaların ambalajında yada üretici sitelerinde sıklıkla verilmektedir, ancak bunu dikkate almak istemeniz durumunda ne anlama geldiğini de bilmeniz gerekmektedir. Herhangi bir A lambası herhangi bir B lambasından daha yüksek lümen değerine sahip olup, size daha parlak görünebilir, ancak buna karşılık Lamba B bitkiler açısında daha faydalı ışığa sahip olabilir. Bununla ne denilmek istediğini anlamak için aynı watt değerine sahip bir beyaz lamba ile Grolüx lambayı karşılaştırmanız yeterli olacaktır. 40 wattlık bir beyaz lamba 3050 lümen civarındayken, 40 wattlık standart bir Grolüx çok daha aşağılarda 1200 lümen değere sahiptir. Bu büyük farkın nedeni Grolüx lambaların çok düşük seviyelerde yeşil ışık yaymasına karşılık beyaz lambaların bu konuda çok daha kuvvetli olmasıdır. Grolüx lambalar genel görüş olarak en iyi bitki lambalarıdır belki, ancak yeşil spektrumu çok zayıf olduğundan dolayı sadece Grolüx kullanılan akvaryumlar daha loş ve morumsu bir görsel etkiye sahip olacaklardır. Bu nedenle bir Grolüx lambanın yanına bir tane de geniş spektrumlu lamba eklemek daha güzel bir görsel etki uyandıracaktır.

Bitkiler açısından Kelvin değeri ile lümen değeri aynı şekilde ele alınmamalıdır. Kelvin değeri daha ziyade akvaryumunuzun insan gözüne nasıl görüneceği konusunda fikir verir ve tamamen subjektiftir. Genel olarak 3000K gibi düşük Kelvin değerlerine sahip lambalar daha kırmızı ve 10,000K gibi yüksek Kelvin değerlerine sahip lambalar daha fazla mavi ışığa sahip olacaktır. Yeşil bitkiler yeşil ışığı fotosentez için kullanmayacağından (hatırlayınız, cisimler sadece yansıttıkları yani özümsemedikleri ışığın rengini alırlar), bitkiler açısından Lümen değeri bir anlam taşımamaktadır. Aynı watt değerindeyken, daha yüksek bir Lümen değeri ganellikle daha yüksek yeşil spektrumlu ışık anlamına gelecektir. Kısacası Lümen tamamen insan gözünün algılamasına yönelik bir değerlendirmedir. Bitkilerin gerek görünümü gerekse gelişimi açısından bir anlam taşımamaktadır.

Kelvin değeri ise renk sıcaklığının bir değerlendirme şeklidir. Renk sıcaklığı; aydınlatma, video ve fotoğraf çekimi, yayıncılık gibi konularda önem taşıyan görülebilir ışığa ait bir özelliktir. Değer ne kadar yüksekse ışık o kadar mavidir. Basit bir gösterimle belli Kelvin değerindeki lambaların akvaryumunuza vereceği görünüm şu şekilde olacaktır:

Ancak Kelvin değerine bakarak bir lambanın hangi dalga boylarında ışık saçtığına karar verme hatasına düşmemek gerekir. Kelvin değerini spektral grafik üzerindeki tüm sıçramaların meydana geldiği dalgaboylarının bir toplamı olarak ele alabilirsiniz. Bu toplam içinde spektral tablo verilmemişse eğer hangi dalga boylarının daha yüksek olduğuna karar vermek mümkün değildir. Örneğin 5000K değerine sahip olan bir lambanın içinde bizim için önemli olan 450 ve 650 nm civarında hiçbir sıçrama yokken tamamı 550nm civarındaki yeşil ışıktan kaynaklanıyor olabilir. Aynı renk sıcaklığına (K) sahip iki lambanın saçacakları ışık dalga boyları birbirinden tamamen farklı olabilmektedir. Bu nedenle bitkileriniz için faydalı olan ışığa karar vermekte kullanmanız gereken değer aslında Kelvin değeri olmamalıdır. Ancak bu değer size daha önce değindiğimiz gibi akvaryumunuzun genel olarak nasıl bir görünüme sahip olacağı konusunda fikir verecektir, yani estetik açıdan bir önem taşır. Örneğin gökyüzü 10,000 K değerinde bir renk sıcaklığına sahiptir ve mavimsi görünür. Yüksek Kelvin değerine sahip ve içinde mavi ibaresi geçen lambalar (ör: SkyBlue) yayılan ışıkta mavi dalga boylarının daha baskın olduğunu vurgulamaktadır. Bunun neticesinde de, mavi dalga boylarında, yeşil bitkileriniz daha aktif olacaklardır ki bu da iyi bir şeydir ve mavi balıkları daha belirginleştirecektir. Kırmızı fotosentetik pigmentler ışığı kullanmakta daha güçsüzdürler ve sonuç olarak ta hepimizin gayet iyi bildiği bir temel husus olarak daha güçlü ışığa ihtiyaç duyarlar. Daha güçsüz kırmızı karotenoid pigmentler daha fazla mavi ve biraz da yeşil spektrumlu (yani güçlü ve parlak) ışığa ihtiyaç duyarlar.

Bazı bitkilerde mevcut aydınlatma durumuna bağlı olarak fotosentez esnasında kullanacakları pigmentleri değiştirebilme becerisi mevcuttur. Bu olayı sıklıkla ışığın yetersiz olması (mavi ve yeşil spektrumun eksikliği) durumunda kırmızıdan yeşile dönen bitkilerde görmekteyiz. Aynı şekilde tam tersi bir durum olarak yüksek yoğunlukta ışık olduğunda yada ışık kaynağına doğru uzayarak yakınlaşıldığında yeşil bitkilerin kırmızıya dönebildikleri de gözlemlenmektedir. Bazı bitkilerdeki bu özellikler aslında farkında olmadan akvaryumcular arasındaki yaygın ifadesiyle bakımı kolay olan bitkileri ifade etmektedir. Örneğin Ludvigia repens, Limnophilia aquatica, Hygrophilia türleri, Vallisneria türleri ve bazı Echinodorus türleri bu tür bitkilerden olup ışık anlamında pek çok ortamda rahatlıkla gelişim gösteren ancak görünümleri farklı olan bitkilerdir.

Herhangi bir lamba üzerinde belirtilen Kelvin değeri doğrulamak amacıyla CIE Kromatik Tablosu üzerinden kontrol edildiğinde her zaman doğruyu göstermeyebilmektedir. İşte bu yüzden bazı 5000K lambalar daha sarı bir renk verirken diğerleri daha beyaz olabilmektedir. Bu durum özellikle floresan lambalarla metal Halide lambaları karşılaştırırken daha belirgin olmaktadır. İşte bu noktada Kelvin değerleri bir pazarlama taktiği yada söylemi açısından aldatıcı olabilmektedir.

Fotosentez maksadıyla erişilebilir olan enerji miktar ve türünü belirlemekte kullanılan standart ölçüm tekniğine “Fotosentetik Aktif Radyasyon” yada kısaca PAR adı verilir. Bu ölçüm tekniği bir ışık kaynağından saçılan 400 ile 700 nm aralığındaki tüm dalga boylarındaki çıkışları hesaba katmaktadır. PAR aynı zamanda sadece enerji miktarını ölçmediği için lümen değerinden de farklılık gösterir. PAR “saniyede geçen foton sayısı” olarak ifade edilir. PAR ifadesinin enerji birimi yerine foton sayısıyla ifade edilmesinin nedeni fotosentez reaksiyonunun sadece ve sadece bitki tarafından bir fotonun özümsenmesi neticesinde gerçekleşiyor olmasıdır. Burada fotonarın hangi dalga boyunda olduğunun önemi yoktur. Yani başka bir deyişle, bir bitki tarafından belirli sayıda mavi fotonun özümsenmesi neticesinde meydana gelecek olan fotosentez aynı miktardaki kırmızı fotonun özümsenmesi neticesinde olacak olan miktarla aynıdır. İşte bu yüzden bir lambanın bitkiler için uygun olup olmadığına karar vermeden önce o lambanın spektral grafiğini görmek çok öenm taşımaktadır. Bitki lambaları genelde morumsu ve loş bir görünüm verdiğinden hem bitkiler hem de insan gözü için en iyi görsel efekti yaratabilmek maksadıyla farklı lambalardan oluşan bir karışım yapılması gerekecektir. PAR ölçümünün yanı sıra ayrıca kısaca PUR adı verilen “Fotosentetik Uygun Radyasyon” ölçüm tekniği de bulunmaktadır. Bu teknikte PAR’ın aksine sadece mavi ve kırmızı ışık hesaba katılmaktadır.

Buraya kadar anlatılan ışık ve lamba değerlendirme kriterlerine eklenecek bir başka kıstas ise (aynı zamanda en az bilinen) kısaca CRI adı verilen Color Rendering Index (Renk Gösterim Endeksi) değeridir. Piyasada bulunan bazı lambaların üzerinde yada web sitelerinde bu değerler de verilmektedir. Bir lambanın CRI değeri oldukça yüksek olmadığı sürece kesinlikle renkleri doğru bir biçimde veremeyecek ve doğal görünemeyecektir. Dolayısıyla CRI değeri düşük ampullerin Kelvin (renk sıcaklığı) değerleri de pek anlamlı olmayacaktır. CRI değeri 90 yada daha yukarı olan bir lamba için renk sıcaklığı çok büyük farklılık olüştürmayacaktır. Renkleri doğru olarak gösterebilen bir ışık kaynağının Kelvin değeri ne olursa olsun sağladıkları aydınlatma aşağı yukarı aynı görsel etkiyi bırakacaktır. Çoğu lamba özellikle kırmızı ve turuncu renkleri göstermekte çok zayıftır. Bazı lambalar ise mavi ve kırmızı arasındaki farkı dahi veremediğinden fazlasıyla yeşil ışık üretmektedir.

CRI değeri bir başka ifadeyle 0’dan 100’e kadar olan bir ölçek üzerinde, belirli bir ışığın gerçek (tam spektrum) günışığına ne kadar yakın olduğunu ifade etmektedir. Hobi içinde pek çok kişi günışığı adı altındaki ampullerin bitki akvaryumları için uygun olduğunu ve bu nedenle kullandıklarını ifade ederler. Ancak buradaki günışığı tamamen bir marka ibaresidir ve burada anlatılan değerler ile karşılaştırılarak düşünülmesi gerekir. Aynı Kelvin değerine sahip olup, farklı CRI değerlerine sahip iki lambanın verdikleri görünüm çok farklı olacaktır. CRI değeri 80 olan 5000K’lik bir lambayla 90 olan gene 5000K’lik bir lamba karşılaştırıldığında 80’lik lamba daha parlak ve yeşil ağırlıklı olurken diğer lamba daha loş olacak ancak bütün spektrumdan daha doğal renkler verecektir.

Bir lambanın insan gözüne doğal görünüp, görünmediği de tamamen subjektiftir. Alışkanlıklarınız, çoğunlukla bulunduğunuz ortam burada önemlidir. Sürekli beyaz floresanlar altında yaşıyorsanız muhtemelen sizin gözünüze de doğal görünen bu tür bir ışık olacaktır. Sıklıkla bulutlu/kapalı bir gökyüzü altında yaşıyorsanız böyle bir durumda gözünüz 7000K civarında doğal aydınlatmaya alışmış demektir. Eğer sürekli açık/bulutsuz bir gökyüzü altında yaşıyorsanız bu durumda sizin için doğal olan aydınlatma 5000K civarında olacaktır. Bir başka genel bilgi olarak güneş yüzeyindeki renk sıcaklığı 5777 K değerindedir. Eğer oldukça kuzey bölgelerde yaşıyorsanız o takdirde 10000K size daha doğal görünecektir. Yukarıdaki örneklere bakılacak olursa, hangisi olursa olsun gerçek doğal ışıkta renkler oldukça iyi gösterilmektedir. Ancak bu durum floresanlarda pek karşılaştığımız bir şey değildir. (Özellikle yüksek Kelvin değerlerinde.) Hem Kelvin değeri yüksek hem de 90 ve üzeri CRI değerlerine sahip bir lamba bulmak ise gerçekten zor ve külfetlidir.

Bitkiler, hem mavi hem de kırmızı ışıktan bir miktar içerdikleri için sıradan lambaların altında da gelişimlerini sürdürebilirler. Ancak buradaki bir başka sorun bu lambalarda alglerin hoşlandığı 500 ile 600 nm arasındaki dalga boylarında ışıkların da mevcut olmasıdır. Yeşil algler ve yeşil bitkiler fotosentez için aynı pigmentleri (Klorofil a/b ve Karotenoid) kullanırlar. Bu nedenle birine fayda sağlayan ışık diğerine de fayda sağlayacaktır. Farklılık gösteren alg ise Mavi-yeşil algdir (Cyanobacteria). Bunlarda ışığı daha ziyade 600nm civarındaki turuncu-kırmızı fotonları absorbe eden Fikosiyanin pigmenti yer alır. Maalesef akvaryumlarımızda pek çok standart floresanla gelen bu ışık ta mevcut olmaktadır. Dolayısıyla bir akvaryumun üzerinde ışık olduğu sürece şu yada bu türden bir/birkaç alg mevcut olacaktır. Bu nedenle alg sorununu sadece ışıkta aramak doğru değildir ve bu tamamen farklı bir tartışma konusudur. Bitkili akvaryumlarda kuracağımız yapay ışıklandırma ideal olarak spektrumun kırmızı bölgelerinde tepe yapmalı yada daha kuvvetli olmalıdır. Akvaryumun genel görünümü ise bir miktar mavi ve insan gözü için bir miktar da yeşil ışıkla takviye edilerek güzelleştirilebilir. Çok kuvvetli mavi ışık bitkilerin daha kısa ve gür olmasına neden olurken aynı zamanda alg gelişimini de hızlandıracaktır. Bu nedenle genel kabul olarak akılda tutulması gereken ışıklandırmada dengeyi oluştururken 2/3 oranında kırmızı ve 1/3 oranında mavi ışık sağlamak olacaktır.

Standart bitki/akvaryum lambası olarak satılan ürünler genellikle yeterli enerjiye ve mavi ışığa sahip olmasına rağmen, kırmızı ışıkta zayıftırlar. Günışığı adı altında satılan lambaların bazılarında ise faydalı kırmızı ışık bulunabilmektedir. Akvaryumunuza herhangi bir floresan lambayı koyarak sonuç alabilirsiniz, ancak bitkilerinizdeki gelişimi maksimize etmek istiyorsanız lambaları birbirleriyle karşılaştırmalı ve eğer mümkünse yukarıda anlatılan pek çok değerlendirme kriterine göre daha kolay erişilebilir olan spektral grafiğini, etkili ömrünü ve güç kayıp oranını öğrenmeye çalışmalısınız. Floresan lambalar zamanla güç kaybederler. Aynı zaman biriminde bazı lambalar %10 kayıp verirken diğeri %30 kayıp verebilmektedir. Kayıp ne kadar az olursa lambaları değiştirme sıklığınız da o kadar az olacaktır. Mevcut lambalarda genellikle 6-12 ay arasında değişim yapılması gerekmektedir.

Akvaryum kullanımı için pazarlanan lambaların pek çoğu daha pahalıdır ve bir kısmı da standart lambalara göre daha iyi sonuç verememektedir. Aynı zamanda bunların üretici firmalar tarafından ne kadar doğru bir şekilde satışa sunulup sunulmadıkları da farklı bir tartışma konusudur. Pek çok lambanın spektral grafiklerine ulaşabilmek mümkündür. Gerek paket üzerinde gerekse internet sitelerinde bu bilgiye ulaşabilirsiniz.

Akvaryum bitkileri ışıklandırma koşullarındaki değişimlere çok hızlı şekilde yanıt verebilmektedirler. Alglere göre biyolojik olarak çok daha gelişmiş yapıları vardır ve alglere göre çok daha hızlı şekilde fotosentezlerini ayarlayabilme yetenekleri vardır. Bunun neticesinde aydınlatma miktar ve kalitesinde gerçekleştireceğiniz her türlü olumlu yada olumsuz değişikliğe bitkileriniz oldukça hızlı tepki vereceklerdir.

Piyasadan edineceğiniz lambalar içinde T5 olarak tabir edilen daha ince floresanlar standart T8 floresanlara göre daha uzun ömürlü ve daha parlak ışığa sahiptirler. Tesisatlarını kendileri yapacak olan arkadaşlar için bir uyarı olarak bu iki lamba türünün aynı balastları kullanmadığını belirtmeliyim. Aynı zamanda T5 lambalar T8 lambalara göre biraz daha fazla sıcaklık yaymaktadır.

Akvaryumlarda bir başka aydınlatma yöntemi olarak led aydınlatma özellikle Amerika’da oldukça yaygın olarak kullanılan ve son zamanlarda bitkili akvaryumlarda da kullanılmaya başlanan bir sistemdir. Ancak burada bahsi geçen ledler bildiğimiz 0.5 mm çapındaki ledler değildir. Bitkili akvaryumlarda kullanılması gereken ledler HP Led (Hıgh Power – Yüksek güçlü) adıyla bilinirler. Bunlar normal ledlere göre çok daha geniş bir spektruma sahip olup uygun sayı ve konumlamada kullanılırsa olumlu sonuçlar alınabilir. Bu tür aydınlatmanın popülerlik kazanmasının belli başlı birkaç nedeni var. Örneğin, çok düşük elektrik tüketimiyle çok yüksek bölgesel aydınlatma sağlayabilmeleri, 20.000-60.000 saat arası aydınlatma ömürlerinin olması, farklı renkli varyasyonlar yaratılarak istenilen görsel efektin yaratılabilmesi, bir sürü floresanı sığdırabilecek kapakla ve tabi onun ağırlığıyla uğraşmak yerine daha pratik bir şekilde uygulanabilmesi gibi

Yukarıda vermeye çalıştığım açıklamaların tamamını akvaryumlarınızda kullanacağınız her türlü lambayı değerlendirmekte kullanabilirsiniz. İster floresan, ister metal halide ister kompakt lambalar olsun tümü için aynı kriterleri kullanarak karar vermeye çalışmalısınız. 

 

YILDIRIM ÖZDEMİR

Akvaryum Bitkilerinin Yetiştirilmesi ve Bakımı

 

 

 

Akvaryumda Bitki Yetiştirmenin Püf Noktaları

 

Akvaryuma bitki dikiminde dikkat edilecek noktalar ise şunlardır. Akvaryumda küçük bitkiler öne büyük bitkiler arkaya dikilmelidir. Akvaryumcudan yeni alınan bir bitki akvaryuma dikilmeden önce iyice yıkanmalı ve kökleri makasla biraz kısaltılmalıdır. Bu kökleri kısaltma işlemi bitkilerin daha iyi gelişmesini sağlayacaktır. Bitki kökleri yıkanıp kökleri kısaltıldıktan sonra akvaryumda kendisi için açılmış çukura dikilip çukur kapatılır. Sonra bitki biraz yukarı çekilerek köklerin aşağıya bakar hale gelmesi sağlanmalıdır. Zaman zaman yapılacak gübrelemeler ile bitkiler akvaryumumuzda gelişmeye başlayacaklardır. Canlı doğuran akvaryumlarında sorun olmamasına karşın cichlid akvaryumlarında genellikle balıklar bitkileri yiyecek yada sökecektir. Cichlidler bitkileri sadece söküyor ve yemiyorsa bitkileri kuma gömülmüş taşlara bir misina ile çok gevşek olmayacak şekilde bağlamak sorunu muhtemelen çözecektir. 

Şunu asla unutmamak gerekir ki bitkiler de akvaryum bir parçasıdır.

 

Bitkiler akvaryumumuz için çok önemli unsurlardır. Akvaryum kumundaki bakteri ve bitkiler birlikte güçlü bir filtre görevi görürler. Bakteriler akvaryumdaki azot gibi maddeleri parçalayarak değişik parçalanma ürünleri açığa çıkartırlar. Bitkiler de bu parçalanma ürünlerini kullanarak ışığın da yardımı ile yaşamlarını sürdürürler ve bu ürünleri yok etmeleri ile akvaryum suyunu bir filtre gibi temizlerler. Işık olduğu sürece de balıkların suya bırakmış olduğu karbondioksiti alıp yerine suya balıkların ihtiyacı olan oksijeni bırakırlar. Akvaryuma konulacak bitki sayısı da aynen balık sayısı gibi önemlidir. Bu sayı kabaca şöyle hesaplanabilir. EN (cm) x BOY (cm) / 50 . Örneğin 150 x 50 cm.lik bir akvaryum için : 150 x 50 / 50 = 150 bitki olarak hesaplanabilir. Tabi bu formüle etki edecek faktörler de olacaktır. ( Bitki büyüklüğü gibi ) Onun için bitki sayısı biraz da kendimizin vereceği bir karardır.

 

Öncelikle yeni alınan bitkilerinizin akvaryumunuza nasıl dikilmesi gerektiğini aşağıda ince bir ayrıntılı şekilde görebiliriz.

 

Öncelikle akvaryumcunuzdan aldığınız bitkiyi filesinden, yani saksısından çıkarın duru bir su ile yıkadıktan sonra akvaryumda nereye dikeceğinize karar verdikten sonra, alt saksını çıkarın.

 

 

 

 

 

 

Bitkinizin etrafındaki bezi, tülbent' i çözün bitkinizin hava almasını sağlayarak, dikeceğiniz yere de karar vermiş olduğunuzu düşünerek,

 

 

 

 

Bitkinin köklerini 1-2 cm uçlarından kesin bu yaptığınız kesim işlemi dikimden sonra bitkinizin köklerinin daha hızlı bir biçimde büyümesini sağlayacaktır. Çünkü bitkinizin saksıda bulunduğu zamanlarda kökler zedelenerek bitkinin büyümesini yavaşlatacaktır kesilen bitki daha sağlıklı bir biçimde kendisini yenileyecektir.

 

 

 

 

Sıra geldi dikime bitkinizin yerini daha önceden karar vermiştiniz. Bitkinizi köklerine yakın yerden tutarak kuma sabitleyin, diktikten sonra çok az sanki bitkiyi çıkarıyormuş gibi yaparak bitkinin köklerinin akvaryumun tabanına doğru gidecek şekilde büyümesini sağlayın ve eğer cichlid besliyorsanız balıklarınız bitkinizin yerinden çıkmasına sebep olacaklardır bu yüzden bitkinizin etrafına ufak taşlar yada midyeler koyabilirsiniz.

 

 

 

 

Bazı balık türleri bitkilere hiç dokunmazken bazıları yumuşak yaprakları ve filizleri yiyerek, yada kumu kazıp köklerinden sökerek kalın yapraklı ve sağlam köklüler dışındaki bitkileri kısa zamanda yok ederler. Eğer akvaryumunuzda zengin bir bitki örtüsü istiyorsanız bitkilerle iyi geçinen türleri seçmelisiniz. Neyse ki bitkilere zarar vermeyen birçok güzel tür vardır.Bitkilere zarar verebilecek balıkların bulunduğu akvaryumlara ancak kalın yapraklı ve sağlam köklü bitkiler konulmalıdır. Kökleri kazılmaya karşı güvenceye almak için gövdenin etrafına taşlar dizilebilir. 

Öncelikle şunu söylemekte yarar var akvaryum bitkileri akvaryumların olmazsa olmazlarıdır. Akvaryumların doğal görünmelerini sağlarlar. Birçok akvaryum bitkisi farklı yerlerden evlerimize akvaryumlarımıza girerler. Aynı balıklarımız gibi her bitkinin de su ve ışık değerleri farklıdırlar. Bazı bitkiler soğuk suyu severlerken bazıları da sıcak suyu sever, bazıları çok ışığa ihtiyaç duyarken bazıları duymaz. Bu sebepten dolayı akvaryumlarımıza alacağımız bitkilerin balıklarımızla uyumlu olup olmayacağı konusunda da bilgili olmamız gerekir.

 

Öncelikle Bitkileri Tanıyalım.....

Bitkilerin çoğu farklı zamanlarda ışığa ihtiyaç duysalar da hepsinin mutlaka ışığa ihtiyacı vardır. Fotosentez yapabilmeleri için ışık gereklidir. Böylece bitkilerin sağlıklı yaşaması, gelişmesi ve hatta çoğalması sağlanabilir. Ayrıca bitkilerimiz karbondioksite de ihtiyaç duyar, fotosentez sırasında bitkiler güneş ve ışık enerjisini kullanarak akvaryumun içindeki karbondioksitleri yakalarlar. Yakaladıkları karbondioksitler bitkinin bütün hücrelerini oluşturan temel karbon parçacıklarını yaratır. Yetersiz ışıklandırılmış bir akvaryumda bitki gelişmeşini zorlaştıran yine ışık sistemidir.Fakat çok iyi ışıklandırılmış bir akvaryumda bitkilerin gelişmesini Karbondioksit yetersizliği sınırlar. Bitkiler büyümez mi tabi ki büyürler fakat bitkiler istedikleri maksimum gelişme hızına ulaşamazlar. Suya Karbondioksit eklemek bitkilerin gelişmelerini büyük ölçüde hızlandırır ve akvaryumlarınızdaki bitki gelişmesine siz bile inanamazsınız.

Akvaryuma Karbondioksit nasıl eklenir? ilk önce şunu söylemek istiyorum. Suda Oksijen ve Karbondioksit birbirinden bağımsız iki sistemdir. Yani suya Karbondioksit eklemek Oksijen oranını azaltmaz. Aynı akvaryuma hava pompalama gibi co2 damlacıkları da daha iyice suya karışmadan yüzeye çıkar ve havaya karışırlar. Bu yüzden akvaryuma çok fazla karbondioksit ekleme gibi bir durum söz konusu zaten olamaz.

Bitkiler büyürken suda bulunan besinleri kullanırlar. Bu besinler ikiye ayrılırlar makro besinler ve mikro besinler. Bitkilerin büyük miktarlarda ihtiyaç duyduğu besin türü makro besinler az miktarda ihtiyaç duyduğu ise mikro besinlerdir.

 

Bitkilerin ihtiyaçlarıyla ilgili birkaç önemli konu vardır. Makro ve mikro besinler eklendiğinde bitkiler bunları kullanmak için karbondioksit ve ışığa ihtiyaç duyacaklardır. Aslında karbondioksit ve ışık bu besinlerden daha önemlidir. Yeterli ışık alamayan bitkiler kahverengiye dönüşecek ve ölecektir, burada verilen besinler bitkiye yardımcı olamayacaktır. Yeni başlayıp canlı bitki ekleyenlerin çoğu, bitkilerin gelişimini hızlandırmak için bazı gübreler kullanmaya kalkışır çünkü bu akvaryuma daha fazla ışık vermekten daha kolaydır. Bu hatayı tekrar etmeyin, böyle yaparak sadece alg oluşumunu körüklersiniz. Gübrelere dönersek makro besinler Nitrojen, Fosfor ve Potasyum’dan oluşur.

 

Bu besinlerin hepsi bitkilerin gelişimi için gereklidir. Kurulu bir akvaryumda balık yemleri ve atıkları bu besinlerden bazılarını sağlar. Bilmeniz gerekir ki balıklar atık olarak amonyak üretir, akvaryumumuzdaki yararlı bakteriler amonyağı nitrit'e ve başka bir yararlı bakteri ise nitriti nitrata çevirir. İşte bütün bunlar (amonyak, nitrit, nitrat) Nitrojen içerir ve bitkiler tarafından kullanılabilir. Çoğu bitkisiz veya az bitkili akvaryumlarda nitrat seviyesi yavaşça artacak ve akvaryum hobicisi olan arkadaşın uygun miktarda su değişimi yapması gerekecektir.

Yoğun olarak hızlı büyüyen bitkilerle bitkilendirilmiş akvaryumda, bitkilerin bütün nitrojeni tüketmesi olasıdır. Bu durumda suya nitrat eklenmesi bitkilerin mutlu bir şekilde büyümelerini sürdürmesini sağlayacaktır. İyi ışıklandırılmış akvaryumlarda fazla fosfor,fosfat alg sorunlarına yol açar o yüzden fosfat fazladan eklenmemelidir. Çoğu balık yeminde zaten yeterince fosfat bulunur ve bitkiler bunu kullanabilir. Potasyum önemli bir makrobesindir ve akvaryumda az miktarda bulunur. Potasyum, yemlerde ve atıklarda nitrojen ve fosfora göre daha az bulunur. Yani suya potasyum eklemek iyi bir fikirdir.

MİKRO BESİNLER

 

Ana mikrobesinler bor, kalsiyum, klor, bakır, demir, magnezyum, mangan, molibdenyum, sülfür, çinkodur. Bu besinler musluk suyunda az miktarlarda bulunur. Yavaş büyüme durumlarında eklenmeleri gerekmez ama hızlı büyüme durumlarında bu besinler hızla tüketilecek ve bitkiler bunlara ihtiyaç duyacaktır.

SUBSTRAT GÜBRELER

 

Bu tür gübrelerin sıvı gübrelere göre iyi yanı sadece bitkilerin kökleri tarafından kullanılabilmeleridir, çünkü algler kökleri olmadığı için bu gübreden faydalanamaz ve üreyemez. 

Substrat gübreler farklı şekillerde karşımıza çıkar 

* Laterit olarak bilinen toz halinde bulunur ve kumun altına karıştırılır. Bitkilerin kullanması için demir içerir. Çok fazla kullanmak ve kumun üst

yüzeyine koymak demirin suya karışmasına ve alg patlamasına yol açar.

* Başka bir tür gübre de tablet veya çubuklar halinde satılır.Bunlardan bazıları demir bazıları makrobesinler içerir. 

SIVI GÜBRELER

 

Sıvı gübreler besin açısından bitkiler için önemlidir. Çoğu su bitkisi sudan besinleri alıp kullanmak için özel olarak gelişmiştir. Bazı bitkiler tabana kök salmaz, sadece sudan besin alırlar. Çoğu sıvı gübrenin sık sık ve normal olarak günlük veta haftalık olarak eklenmesi önerilir.

 

 

 

 

 

akvaryuma karbondioksit eklemek için geliştirilmiş aletler vardır, bu aletler ölçülü bir şekilde akvaryuma karbondioksit damlacıkları bırakırlar, aynı hava pompasının akvaryuma hava bıraktığı gibi.

 

Kendi İmkanlarınız İle Karbondioksit üretimi ve uygulama Örneği

 

Pet kola şişesini kullanıyoruz çünkü basınca dayanıklıdır. İlk önce şişenin kapağının üstünü çakmak vs ile ısıtın. Kapağın üstü hafif yumuşayınca bir sert bir cisimle ile üstünden içine doğru bir delik açın. Daha kapak soğumadan hava borusunun bir ucunu bu delikten sokun, etrafından hava kaçmamasına dikkat edin.Simdi co2 nasıl üretilir ona bakalım şişenin içine 1 su bardağı toz şekeri boşaltın ve şişenin yarısına kadar sıcak

su ile doldurun, shake yaparak bütün şekeri eritin. şeker eridikten sonra soğumaya bırakın. Su oda sıcaklığına geldikten sonra 1 çorba kaşığı mayayı şişeye ekleyin ve şişeye kapaktan dört parmak mesafe kalana kadar su ile doldurun. Yine karıştırarak mayanın yayılmasını sağlayın. Maya karıştıktan sonra hava borusunu eklediğiniz şişenin kapağını şişeye geçirin, hava borusunun diğer ucunu akvaryumunuza daldırın. İşte hazır, Bu alet yavaş yavaş akvaryumunuza co2 ekleyecektir. Her iki ayda bir şişeyi tazelemeniz gerekir. Ayrıca karbondioksit sisteminizin daha yararlı olması için karbondioksit damlacıklarının hemen su yüzüne çıkmasını önlemek gerekir. Eğer akvaryumunuz iyi ışıklandırılmamışsa akvaryuma fazladan karbondioksit eklemek çok fazla işe yaramaz.

*Hortum sadece kapaktan bir iki santim aşağı inmelidir, hiç bir

şekilde hava borusu hazırlanmış sıvıya yakın olmamalı çünkü akvaryuma Co2 gazı eklemek istiyoruz sıvı değil, unutmayalım...

Bu aleti yapmak için gereken şeyler

1 adet 2 litrelik pet kola şişesi

1 su bardağı toz şeker

1 çorba kaşığı maya (bira mayası vb.) 

akvaryum hava borusu

 

Echinodorus Bleheri güzel ve yetiştirilmesindeki kolaylığı nedeniyle en popüler olmuş türüdür. Mineral gübreli bir taban büyümeyi hızlandırır. Diğer bitkilerin ışığını kesmemesi için çevresinde en az 15 cm çapında bir alan bırakılarak dikilmelidir. Az ışıklı akvaryumlarda bile gelişebilen, yeni başlayanlara da önerilebilecek dayanıklı bir bitkidir. Düzenli olarak demirli sıvı gübre verilmesi gelişim açısından yaralı olur. Bazen Paniculatus adıyla anılır. Kökten sürgün uzantıları vererek çoğalır.

 

 

 

 

Anubiase ışık olarak çok düşük ve orta şiddeti sever. Yükseklik olarak ta 25 ile 45 cm' e kadar büyüyebilirler. Bakımı kolay olan bir bitkidir ama çok yavaş büyürler. Bakımı da oldukça kolay bir bitkidir. Nemli ortamlarda suyun dışında da gelişebilir. Yapraklarının yosunlanmaması için akvaryumda gölge bir konuma dikilmelidir. Anubias ışık olarak çok düşük ve orta ışığı sever.5 ile 15 cm e kadar büyüyebilir büyümesi 

 

biraz zaman alır ve çok yavaştır. Bakımında bir o kadar kolaydır.Hemen her akvaryuma uyum sağlayabilen, küçük ve güzel bir türdür. Yavaş büyüyen ve yıllarca yaşayan yaprakları zamanla yosunla kaplanabilir. Misinayla kısa zamanda kökleriyle saracakları bir kök veya kayaya tutturulabilirler. Kuma dikilirlerse yaprakların çıktığı ana gövdenin gömülmemesine dikkat etmek gerekir; çürüyebilir. Suyun altında sık sık çiçek açarlar. Otçul balıklar bu bitkiyi yemezler. 

 

 

 

 

Leopard ile Echinodorus ile çaprazlanmasıyla üretilmiş melez bir türdür. Üzerindeki eliptik koyu renk benekleriyle adını benzer post motiflerine sahip Ozelot adındaki bir tür yaban kedisinden almıştır. Körpe yapraklardaki benekler daha koyu renklidir. Diğer birçok benekli yaprakları olanların tersine zayıf ışıklandırılan akvaryumlarda dahi beneklerini kaybetmez. Yeni başlayanlar için de uygun dayanıklı bir türdür.

 

 

 

 

 

Cryptocoryne Wendtii "green", küçük akvaryumlar için uygun, sert sularda da yetiştirilebilecek bir bitki türüdür.

 

 

Yeterli alan bırakıldığında yaprakları akvaryum tabanına yapışık gibi durur. Kripto hastalığına yakalanma riskini azaltmak için, sadece en taze 4-5 yaprağı kalacak şekilde budanarak dikilebilir. Küçük akvaryumlarda dahi ideal bir ön plan bitkisidir.

 

 

 

 

Yeterli ışıklandırma yapılan akvaryumda bitkilerin besine ihtiyacı olacaktır. Işık miktarı arttıkça bitkilerin besin ve co2 ihtiyacı artacaktır. Bu üçgen iyi dengelenmelidir. Yeterli besin olmadığı zamanlarda bitkilerin yaprakları sararır, büyümeleri durur, gövdeleri incelir... Akvaryum gübreleri ile bitkilerin besin gereksinimleri giderilebilir. Gübrenin dozajı gözlemlerle ayarlanmalıdır.Balıklar uzun süre su üstünde oksijen almaya çalışır. Bitkilerin gelişimi yavaşlar veya durur.

Yetersiz ışık ve besin bitkilerin fotosentez yapmasını güçleştirir. Sudaki sirkülasyonu arttırın veya hava motoru takın.

 

Glossostigma Elatinoides oldukça güzel bir zemin bitkisidir. Boylu bitkilerin bu türün ışığını gölge yaparak kesmediğinden emin olmak gerekir.Çok ışık seven bir bitkidir.

 

Zeminin büyük bir kısmı bu bitki ile kaplanacaksa, kökleri birbirlerinden birkaç cm uzak tutmak ve Co2 uygulamaları gelişimlerini hızlandıracaktır.Bakımı çok zordur ama gelişimi bir o kadar da hızlıdır.

 

 

 

Riccia Fluitans bitkisi akvaryum dizayn üstadı Takashi Amano tarafından akvaryumda sıkça kullanılan bir bitkidir. Taşları ve kütükleri kaplayıp çok dekoratif görüntü oluşturan bir bitkidir. Bu bitki özellikle akvaryumdaki nitrat değerlerini de azaltır. Karbondioksit takviyesi gelişmede çok işe yarayacaktır. Yavru balıklar için çok iyi bir saklanma ortamı oluşturur. Bakımı kolay bir bitkidir. Akvaryumda orta suları ve orta ışık severler.

 

 

 

Balanse uzun boylu oldukları için yüksek akvaryumlarda sıkça arka planda görülür. Balansae' de yüksek oranda ışığa ihtiyaç duymaz ama gelişimi için bol miktarda minerale ihtiyaç duyar, özellikle demir içeren sıvı gübreler faydalı olur. Sert sularda yetişebilirler, tam olarak gelişime başlamadan önce akvaryuma alışma süreci geçirebilirler bu esnada yerlerinin değiştirilmemesi ve bol miktarda gübreyle desteklenmesi gerekir yumuşak yapraklı olduğu için otçul balıkların bulunduğu akvaryumlarda yetiştirilmesi zordur. Suyun kimyasal değişiklikleri bitkinin gelişimini yaprak rengi ve şekli bakımından şekillendirebilir. Çok az bakım istedikleri için akvaryum hobisine yeni başlayanlar için uygun bir bitki türüdür. Gelişim hızı normaldir 20 ve 28 derece ısıdan hoşlanırlar akvaryumcularda amazon diye de satılırlar. Bu bitkinin tek dezavantajı eğer elinizde çok fazla varsa ve aşırı büyüdülerse suyun üstünü kapatarak diğer bitkilerin ışık almasını engellemesidir. Bir de suyun üstünde yemlenmeyen balıklarınız varsa attığınız yemler yaprak üstünde kalıp bozulabilir.

 

 

Akvaryuma bitkilerin gelişmesi için eklenen gübreler çok iyi ayarlanmalıdır Bitkilerinizin çabuk büyümesi için çok konulacak gübre yaralı değil zararlı olacaktır ve balıklarınızın ölümüne bile yol açabilir. En önemli kısmı ise yanlış yapılan gübreleme akvaryumun tamamının temizlenmesi halinde bile akvaryuma zararı olabilir.  Akvaryumu yeşillikler içinde görmek daha da zevkli, Her bitki, türüne özel su şartları gerektirir. Bazı türler oldukça dayanıklıdır; çok çeşitli su şartlarına uyum sağlayabilirler. Bazılarını ise bunların arasında kırmızı yapraklı çok güzel türler de vardır. Akvaryumda yaşatmak gerçekten zordur; çok fazla ışık, karbondioksit ve diğer bitki besinlerine gereksinim duyarlar. Bazı türler de tam anlamıyla sualtı bitkisi olmadıkları halde akvaryum bitkisi diye pazarlanırlar. Akvaryum tecrübesi henüz az olanlara başlangıçta dayanıklı türleri tercih etmelerini öneririm. Akvaryumdaki bitkileriniz için ışık ve gübreler çok önemlidir. Bitkilerinizin sağlık ve hızlı bir biçimde büyümesini ve göz zevkinizi tamamlamasını istiyorsanız gübre kullanmanızı tavsiye ederim. Akvaryumun aydınlatılması bitkilerin gelişmesi ve balıkların metabolizmaları için gereklidir. 

Ayrıca akvaryumun görsel olarak keyfini çıkarabilmek için de doğru ışıklandırma şarttır. Derinliği 50cm olan bir akvaryuma 2 adet, 60 cm olan bir akvaryuma 3 adet glarüx lamba kullanılmalıdır. Günlük aydınlatma süresi 10-12 saattir. Yemleme ışık açıldıktan yarım saat sonra yapılmalıdır. Çünkü akvaryumunuz karanlıkken balıklarınız saklanma mod' un da olacaktır balıklarınız yemleri geç fark edeceğinden dolayı akvaryumunuzun daha çabuk kirlenmesine sebep olacaktır. Doğal ışık kullanıldığında camların yosunla kaplanmasını engellemek için gün boyunca direkt akvaryumun camına vurması engellenmelidir. Bu durum hem akvaryumunuzun ısının dengesini bozacaktır. Akvaryum bitkileri güzel görünümlerinin yanı sıra akvaryum doğru aydınlatıldığında ve gün ışığındaki suda CO2 yi alıp oksijen verir; balıklara saklanacak yer sağlar; bazı balıkların yumurtlaması için yuva görevi görür; sudaki birçok zararlı maddeyi gıda olarak emip yok eder; fazla yosunlaşmayı önler. Akvaryum için seçilen bitkiler su şartlarına, ısı durumuna ve aydınlatma sistemine uyum gösterecek türlerden olması gerekir.

 

 

Cryptocoryne Albida adlı bitkinin anavatanı Asya' dır. Uygun akvaryumlarda 30 cm' e kadar büyüyebilirler. Isı olarak 20 ile 28 derece olan her suda yaşayabilirler. Akvaryumun su şartları ve ışık ihtiyacı nasıl olursa olsun sorunsuz şekilde yetişebilirler. Bakılması zor olan bu bitkinin gelişim hızı da çok yavaştır. Bu bitkinin iki varyasyonu vardır. Bitkilerden biri açık yeşil diğeri ise kırmızı ve kahverengi tonlarındadır. Ama ikisi de taban gübrelerini çok severler.

 

 

 

 

 

Cryptocoryne Beckettii bitkisi Asya Kıtasının Güney Doğu nehirlerinde daha çok görünürler. Akvaryumlarda en fazla 20 cm' e kadar büyüyebilirler. Sıcaklık olarak 30 cm' e dayanabilirler. Öyle diğer bitkiler gibi akvaryumda ışığa çok ihtiyaç duymazlar. gelişimler hızlıdır ve bakım istemezler. Yalnız her akvaryumda olmazlar mesela yumuşak yapraklara sahip oldukları için otçul balıklara nefis bir ziyafet olacaklarından barınamazlar. Işığa ihtiyaç duymazlar ama büyüyebilmeleri için minerallere ihtiyaç duyarlar. Özellikle demir içeren sıvı gübreleri severler. Kırmızı, kahverengi renkli yapraklarıyla akvaryuma değişik bir görüntü katarlar. Akvaryuma özellikle sık ektiğinizde renkleri daha da belli olur. Çok az bakım istedikleri için akvaryum hobisine yeni başlayanlar için uygun bir bitki türüdür.

 

 

Echinodorus Uruguayensis Orta ve Güney Amerika görülürler. eğer yeterli ışık sağlarsanız akvaryumda muhteşem görünürler. Işıktan memnun kalırlarsa 60 cm' e kadar büyüyebilirler. Bakım istemezler gelişimleri de orta derecedir. Gübre olarak demir bazlı sıvı gübreler gelişimleriniz hızlandırırlar. Ülkemizde bulunması biraz zordur. Bir çok bitkide pek dikkat edilmese de 300 litrelik akvaryumlarda bakılması ve büyütülmesi sizleri tamamen büyüleyebilir. Büyük akvaryumda bakılması gereken neden olduğuna söyleyelim yaprakları 60 cm' e kadar büyür. Akvaryumdaki ısı kesinlikle bu bitki için önemlidir. 24 derece aşılırsa bitkide bozulmalara başlar. Genellikle ısıtılmayan oda akvaryumlarında ve havuzlarda kullanılır. Köklerinden sürgün vererek çoğalabilir.

 

 

 

Genellikle bitkili akvaryumlarda tropikal balıklar görülür. Cichlidlerin yaramaz olduğunu ve bitki köklerini karıştırdığını hepimiz biliriz. Tropikal akvaryumların balıkları daha sakin olmalarından dolayı bitkili akvaryumlarda tropikal balıklar tercih edilir. 

 

 

Akvaryum bitkileri için Co2 Gereklimi ?

Bitkili akvaryum için kolları yeni sıvamış bir çok akvaristin CO2 hakkında kafasıan takılan sorular oluyor genelde. Bu nedenle aklıma geldiğince akvaryum için CO2 kullanımı konusunda kafalara takılanları açıklamak istedim.

 

Neden CO2 sistemi kuruyoruz ?

Bitkiler yaşamlarını idame ettirebilmek için CO2, Su, ışık ve gübrelerin içerdiği besinlere ihtiyaç duyarlar. Balıkların ürettiği CO2 eğer çok çok az bitkiniz yoksa genel oalrak oldukça yetersiz kalır. Bu nedenle CO2 sistemleri kullanıyoruz, bol ve sağlıklı bitkili bir akvaryuma sahip olabilmek için.

Akvaryumuma nasıl CO2 sağlayabilirim ?

Yaygın olan üç yol var; ilki ve en yaygını mayalı karbondioksit sistemi kurmak, bazı markaların karbondioksit tabletlerini çeşitli aparatlarla birlikte kullanmak ve tüplü sistemler kullanmak. Başka yollarda var elbette ama en ulaşılabilir yöntemler bunlar. İlk ikisi daha küçük kapasiteli tanklar için, tüplü sistemlerse daha profesyonel ve stabil, daha büyük, yoğun bitkili ve hassas akvaryumlar için. Mayalı sistem çoğu zaman yeterli olmakta. Yapılışını Kendin Yap bölümümüzde bulabilirsiniz.

.

Balıklarım CO2 yüzünden ölebilir mi?

Başta karbondioksit artınca oksijen azalıyormuş gibi bir kanıya kapılınabiliyor ama bu yanlış. İki gazın çözünürlüğü birbirinden bağımsız. CO2 ancak aşırı düeye gelip ani pH değişimleri yaşatırsa balıklarınız için öldürücü olabilir. Yine de geceleri CO2 vermemek çok daha sağlıklı. Ancak bu mayalı sistemlerde ne yazık ki imkansız.

 

Akvaryumumun CO2 düzeyini nasıl anlayabilirim?

Akvaryumunuza düzenli CO2 verip bunu uygun bir reaktörle çözüyorsanız genelde düşük CO2 düzeyiyle karşılaşmazsınız. CO2 düzeyini pH ve KH testleri aracılığıyla veya daha pratik olarak piyasada satılan CO2 test kitleriyle ölçebilirsiniz.

 

Reaktör ya da difüzör nedir ?

CO2 gazını akvaryuma direk verdiğinizde baloncuklar akvaryum yüzeyine çıkarak saliseler içinde havaya karışır. Gazı suda çözebilmek için yüzey alanının genişlemesini ve suda daha uzun süre bulunmasını, mümkünse basınca maruz kalmasını sağlamalısınız. Bunu da reaktörlerle sağlarız. Forumda ve Kendin Yap bölümünde daha fazla bilgi bulmak mümkün. Reaktör kullanmak yerine iç filtrenizin hava emiş borusu yerine gaz çıkışını bağlamak da çoğu akvaryum için yeterli bir çözüm olabilmektedir.

Birkan Tatar

Akvaryum bitkilerinin Beslenmesi

 

Bitkiler sağlıklı ve düzenli bir gelişim sağlayabilmek için organik ve mineral besin kaynaklarına ihtiyaç duyarlar. Bu besinleri aşağıdaki basit gösterimli bir peryodik tablo üzerinden de görebiliriz.

 

 

Bu besinlerin pek çoğuna çok küçük miktarlarda ihtiyaç duyulmasına rağmen, eksiklikleri durumunda hayati önem taşıyan biyolojik fonksiyonlar düzgün bir şekilde gerçekleştirilemeyecektir. Düzenli beslenme sağlanamadığı takdirde sağlık sorunları ortaya çıkacak ve bitkiler hastalanacaktır. Bitkilerin beslenmesinde yer alan besin çeşitliliği çok fazla sayıdadır ve bitkilere ulaştırılabilmesi için pek çok farklı yöntem mevcuttur. Bu pek çok besinin farklı fonksiyonları göz önüne alındığında, akvaryumdaki miktarları ve önem sıraları belirlendiğinde uygun gübrelemenin gerçekleştirilmesi için nelere ihtiyaç duyulduğu da ortaya çıkmış olacaktır.

 

 

Makro ve Mikro (Eser) Besinler

 

Bitki besinleri bitkiler tarafından duyulan ihtiyaç miktarlarına bağlı olarak genellikle makro ve mikro besinler olarak iki grup halinde tanımlanmaktadırlar.

 

Makro besinler bitkiler tarafından daha büyük miktarlarda ihtiyaç duyulan besinlerdir. Bunlar Fosfor(P), Hidrojen(H), Kalsiyum(Ca), Karbon(C), Magnezyum(Mg), Nitrojen(N), Oksijen(O), Potasyum(K) ve Sülfür(S) olarak sayılabilir. Makro besinlerin pek çoğu akvaryum ortamında zaten hazır olarak bulunmaktadır. Örneğin Oksijen ve Hidrojen gereğinden fazla bir şekilde (H2O yani su haliyle) her zaman vardır, Kalsiyum ve Nitrojen ise genellikle mevcuttur. Kalsiyum sadece çok yumuşak sularda düşük seviyelerde bulunabilmektedir, Nitrojen ise biyolojik filtrasyon ve/veya organik artıklar neticesinde ortaya çıkmakta ve bitkiler tarafından Amonyum yada Nitrat şeklinde abzorbe edilmektedir. Bu nedenle normal şartlar altında bir akvaristin ihtiyaç duyacağı asıl makro besinler Karbon, Magnezyum, Fosfor, Sülfür ve Potasyum olacaktır.

 

Mikro besinler ise bitkiler tarafından çok az miktarlarda ihtiyaç duyulan ve bu nedenle genellikle eser elementler olarak adlandırılan besin kaynaklarıdır. Mikro besinler başlıca Boron(B), Bakır(Cu), Manganez(Mn), Molibden(Mo), Klor(Cl), Nikel(Ni), Demir(Fe) ve Çinko(Zn) olarak sayılabilir. Bitkilerin sağlığı açısından hem makro hem de mikro besinler aynı derecede hayati öneme sahiptirler. Bu makro ve mikro besinlere bu besinlerin sentezi için gerekli olan enerjinin kaynağı olan ışık da dâhil edildiğinde bitkilerin ihtiyaç duyabileceği her şey ifade edilmiş olacaktır. Sağlıklı bir bitki akvaryumunda bu üçlünün tamamının yeterli ve sürekli olarak bulundurulması bitkili akvaryumların oluşturulmasının temel kaidesidir. Bunların arasında ortaya çıkabilecek bir dengesizlik istenmeyen alg oluşumları, yetersiz yada kötü görünümlü bitki gelişimi ve hatta bitkilerin ölümü gibi nedenleri ortaya çıkaracaktır. 

 

Makro besinler bitki anatomisinde hücreler, proteinler ve yağlar gibi daha yapısal bileşenler için tüketilirken, mikro besinler hücresel bazdaki fonksiyonlar ve enzimlerin aktivasyonu için tüketilirler. Bu bağlamda mikro besinler bitki biyolojisinin kontrol ve idaresi açısından önemli olarak addedilirler. Bu eser elementler piyasadan edinilebilecek pek çok sıvı gübre içeriğinde ve aynı zamanda musluk suyunda bulunabilmektedir, ancak sıklıkla akvaryumlarımızda hem bitkiler hem de organik moleküllere bağlanmaları neticesinde çok hızlı bir şekilde tükenirler ve bu nedenle düzenli olarak takviye edilmeleri gerekir. Mikro besinler hakkında bilinmesi gereken bir başka husus ise bitkilerin tüketim miktarıyla karşılaştırıldığında bitkinin bünyesinde kendisine çok uzun süreler yetecek şekilde bunları depolayabildikleridir. Dolayısıyla bu elementlerde oluşabilecek bir eksiklin kendini göstermesi makro besinlerdeki kadar hızlı olmayacaktır. Önemli olan bu eksikliğin kronik hale gelmemesidir. Diğer mikro besinlere göre daha fazla miktarlarda kullanıldığı için demiri kapsam dışında bırakacak olursak genel olarak diğer mikro besinleri daha uzun aralıklarla takviye etmek te mümkün olabilecektir.

 

 

Besinlerin Kaynakları

 

Akvaryum ortamında ihtiyaç duyulan besinler bitkilere pek çok farklı kaynaktan sağlanabilir. Bitkiler ihtiyaç duydukları besinleri hem yaprakları hem de kökleri vasıtasıyla aldıklarından, bu besinlerin hem suda hem de zeminde (substrat) mevcut olması sağlanmalıdır. Bu besinlerin su içerisinde bulunmasını sağlayacak sıvı gübreler ile zeminde bulunmasını sağlayacak katı gübreler (tablet, bitki kumu, toprak, kil, vs...) arasındaki en önemli fark, zemindeki besinlerin çok daha uzun süre mevcudiyetlerini koruyabilmelerine karşılık, suda bulunanların belirli aralıklarla takviye edilmesi gerekliliğidir. Substrat bazı besinler açısından bir depo özelliği taşımaktadır. Substrat içerisinde oksijen seviyelerinin ve su hareketliliğinin minimum seviyelerde olması burada bulunan besinlerin başka yerlere taşınmasını, oksitlenmesini ve bitkiler tarafından kullanılmayacak hale gelmesine neden olmak üzere karbonatlarla bağlanmasını engellemektedir. Ayrıca, pek çok substrat içinde zamanla oluşan yüksek miktardaki organik çökelti besinlerle bağlanan doğal şelatlar yaratmaktadır ve bu sayede uzun bir dönem için bol miktarda besin her zaman mevcut olacaktır. Substrat gübrelemesi için farklı malzemelerin karışımı yada tablet gübreler kullanılabilir.

 

 

Zengin içerikli substratlar

 

Piyasada kullanıma hazır, zengin besin içerikli ürünler büyük çeşitlilikte mevcuttur ve bu ürünler tek başlarına zemin malzemesi olarak kullanılabildikleri gibi, başka bir takım kumlarla da karıştırılarak bir arada kullanılabilmektedir. Bu substratlar bitkiler tarafından ihtiyaç duyulan ve genellikle akvaryumun kendi döngüsü ile oluşmayan, yetersiz kalan, su değişimlerinde eklediğiniz musluk suyunda da bulunmayan pek çok besin maddesi açısından oldukça zengindir. Bu şekilde kurulmuş olan bir akvaryumda bu besinler suya uzun bir dönem içinde yavaş bir şekilde salınacağından gübreleme için bir çözüm yolu oluşturmaktadır. Bu hazır zeminler marka, model ve kullanım şekline göre 6 ay ile 2 sene içinde tükenmektedir. Ancak yukarıda da değinildiği gibi zamanla zeminde oluşacak ve daha aşağılara doğru nüfuz ederek tabana yerleşecek olan organik çöküntüler tabanın zenginleşmesine neden olacak ve tükenen zemin gübresinin yerine geçerek aynı işlevi sağlayacaktır. Bitkili akvaryumlarda tabanı karıştırarak yapılan dip çekimlerinin bir mahsuru da bu zenginleşmeyi engellemesidir ve bu nedenle uygulanmaz. Zeminin böylesine zengin bir hal alması da tipik olarak 6-12 ay arası bir zaman gerektirir. Bu hazır zeminlerin kullanılmasının nedeni de bu dönem aşılıp mevcut zemin kendiliğinden oluşana kadar geçecek olan dönemi kapsamaktır.

 

 

Tablet gübreler

 

Tablet gübreler daha lokal bir besin takviyesinin uygulanması gerektiği durumlar içindir. Bu tabletler daha konsantre yapıda zemin takviyeleridir ve genlikle demir açısından da zengindirler. Bazı çok hızlı gelişen bitkiler ve Cryptocoryne-Echinodorus gibi bitkilerde bu şekilde lokal uygulamalar iyi sonuç vermektedir. Ayrıca bazı yavaş gelişen bitkilerin besin alımları da yavaş olduğundan diğer bitkilerle besin alımında rekabetlerinde onlara avantaj sağlamak için de kullanılabilirler. Tabletler hiçbir zaman taban için tek başına/komple çözüm olarak görülmemelidir. Aksine sadece lokal çözümler için düşünülmelidir. Ayrıca besin açısından zengin bir zeminin mevcudiyeti durumunda çoğu zaman tablet kullanımı gereksizdir.

 

 

Sıvı gübreler

 

Bugün akvaryum ürünleri satan mağazalarda sıvı gübre olarak kullanılabilecek pek çok ticari ürün yer almaktadır. Ayrıca amatör kullanıcıların kendi hazırladıkları bazı gübre karışımları da mevcuttur. Ancak bu ürünlerin büyük bir dikkat ile iyi hesap edilerek ve takip edilerek kullanılması gereklidir. Neticede aşırı gübreleme ile istenmeyen alg sorunlarına ve metal zehirlenmelerine davetiye çıkarıyor da olabilirsiniz. Genel olarak konuşmak gerekirse, sıvı gübre alırken ne kadar öderseniz onun karşılığını alırsınız demek pek yanlış bir tanımlama olmayacaktır. Çünkü bazı özel/kaliteli ürünler vardır ki, bunlarda gerek duyulan besinlerden, gerektiği miktarlarda bulunmaktadır ve bir besinin az gitmesi, diğerinin ise daha çok gitmesi gibi durumlarla da karşılaşılmaz.

 

Sıvı gübrelerin bir başka avantajı da akvaryuma şelatlanmış demir takviyesinin mümkün olmasıdır. Demir bir mikro besin olduğu ve az miktarlarda kullanıldığı halde, şelatlanmış bir şekilde akvaryuma takviye edilmediği durumlarda çoğunlukla eksikliği görülen bir besindir. Sıvı gübreler içinde yer alan besinlerin bir kısmı kısa süre içinde diğer elementlerle bağlanma yada oksidasyon nedeniyle kullanılamayacak hale gelirler. Bu nedenle akvaryuma bu besinlerin düzenli olarak ilave edilmesi gereklidir. 

 

Sıvı veya katı gübrelemeler neticesinde akvaryuma istenilen/hedeflenen düzeylerde besin takviyesi yapmanın pek çok farklı yöntemi vardır. Bunlardan bir tanesi ve daha profesyonel olanı düzenli olarak ve kısa aralıklarla akvaryumdaki besin değerlerini test ederek gerekirse düzeltmeler yapmaktır. Diğeri ise tüm dünyada çok daha yaygın olarak kullanılan tahmin yöntemidir. Bu yöntemde esas bitkilerin ihtiyaç duydukları besinlerin suda her zaman tükenmeyecek bir şekilde hazır bulunmasını sağlamak ve haftalık düzenli ve büyük ölçekli su değişimleriyle de besinlerin belli değerleri aşmasını engellemektir.

 

 

Karbondioksit (CO2) takviyesi

 

Çoğu bitkili akvaryumda dışarıdan CO2 takviyesi bitkilerin sağlıklı gelişimi için hayati önem taşımaktadır ve sıklıkla da genel gelişimi belirleyen faktör durumundadır. Yeterli CO2 seviyelerinin oluşmadığı durumlarda, bitkiler etkili fotosentezi gerçekleştiremezler ve bu nedenle de temel fizyolojik fonksiyonlarını gerçekleştirmek için gerekli enerjiyi üretemezler. Akvaryumlara CO2 takviye etmenin pek çok yolu vardır. Akvaryum ortamında kendiliğinden oluşan CO2 balık ve bitkilerin solunumu neticesinde ortaya çıksa da, çok daha büyük bir kısmı bakterilerin organik maddeleri işlemeleri neticesinde ortaya çıkmaktadır. Çoğu toprak esaslı ve oturmuş zemine sahip akvaryumda, zemin bu sayede bitkiler tarafından kullanılmak üzere sürekli bir şekilde CO2 salınımı yapacaktır. Ancak bu proses neticesinde ortaya çıkacak olan CO2 miktarı gene de minimum seviyelerde olacak ve bol bitkili akvaryumlar için yeterli gelmeyecektir. Bu nedenle harici CO2 takviyesi önem taşımaktadır. Ayrıca hava ve su sirkülâsyonu sürekli olarak büyük miktarlarda CO2 kaçağına neden olacağından bu takviye biraz daha önem kazanmaktadır.

 

Günümüzde hobiciler için kullanıma uygun pek çok farklı teçhizat piyasadan kolaylıkla edinilebilmektedir. Bunlar arasında suya CO2 salınımı yapan tabletler, kimyasallar, fermente ve elektroliz sistemleri, basınçlı CO2 tüpleri sayılabilir. Bu sistemlerin tümünde CO2 gazı doğrudan akvaryum suyuna dâhil edilmektedir. Buradaki amaç ise CO2 gazının su ile sürekli temasını sağlayarak bitkiler tarafından abzorbe edilmesini mümkün kılmaktır.

 

Akvaryum Bitkilerinde Yaşanan Sorunlar ve Bitkiler İçin Gerekli Besinler;

 

BESLENME BOZUKLUKLARININ BELİRLENMESİ;

Yukarıda genel olarak akvaryum bitkilerinin ihtiyaç duyacağı besinlere kısaca değinmeye çalıştık. Sağlıklı bir gelişim sağlanmak isteniyorsa bu besinlerin akvaryum ortamında sürekli olarak bulundurulması gerektiği aşikârdır. Peki bu besinlerin eksik oldukları yada daha önemlisi hangisinin eksik olduğunun belirlenmesi ise biraz daha gözlemleme ve teorik bilgiye ihtiyaç duyar. Herhangi bir besin eksikliğini analiz edebilme konusunda pek çok önemli husus bulunmaktadır.

 

Bir bitkili akvaryumda işlerin yolunda gitmesini sağlamak için gerekli olan besin seviyelerinin tespit edilmesinde bitkilerin gelişim durumlarını analiz etmek en etkili yöntemdir. Düşük gelişim akvaryumlarında (Low-Tech, düşük ışıklandırma ve CO2 takviyesiz ortamlar) bitkiler genellikle gözle görülebilir herhangi bir eksiklik belirtisi göstermezler. Ancak hızlı gelişim akvaryumlarında (High-Tech, yüksek ışıklandırma ve CO2 takviyesi) bitkiler o kadar hızlı gelişim göstereceklerdir ki, sıklıkla pek çok besini tüketeceklerdir. Hızlı gelişim akvaryumlarında dahi herhangi bir eksikliği görebilmek için öncelikle en hızlı gelişim gösteren bitkilere göz atmak gerekmektedir. Yavaş gelişim gösteren bir Anubias bitkisinde bir eksikliği tespit edebilmek 1–2 hafta sürebilecekken, hızlı gelişim gösteren herhangi bir Hygrophilia türünde aynı eksiklik 1–2 gün içinde kendini gösterecektir.

 

Besin eksikliklerinin gözlemlenmesinde bakılacak ilk husus, bozulmanın daha ziyade bitkilerin eski yapraklarında mı yoksa yeni yapraklarında mı olduğunun belirlenmesidir. Bu sayede eksikliğe neden olabilecek mineral türlerinde bir sadeleştirme yapmak mümkün olabilecektir. Bu minerallerin bir kısmı mobil (taşınabilir) besinler olarak adlandırılmaktadır. Bundan kasıt bitkinin ihtiyaç belirmesi durumunda yetersiz olan besini kendi bünyesi dâhilinde eski yapraklarından çekip, yeni çıkacak olan yapraklara taşıyabiliyor olmasıdır. Bunun neticesinde de bu mobil besinlerin yetersizlikleri öncelikle eski yapraklarda ortaya çıkacaktır. Bunların dışında kalan besinlere ise immobil (taşınamaz) besinler denir ki bunlarda eski yapraklardan alınamayacak olan besinlerdir. Bunun neticesinde oluşacak beslenme bozuklukları ise yeni yapraklarda ve gelişim uçlarında kendini gösterecektir. Mobil besinler arasında Nitrojen (N), Fosfor (P), Potasyum (K), Magnezyum (Mg) ve Çinko (Zn) sayılabilir. İmmobil besinler arasında ise Boron (B), Kalsiyum (Ca), Bakır (Cu), Demir (Fe), Manganez (Mn) ve Sülfür (S) yer almaktadır.

 

Besinlerin bitkiler üzerinde ne işe yaradıkları ve eksiklikleri durumunda nelerin ortaya çıkabileceği tanımlanmaya çalışılmış olsa dahi, bu konu hiçbir zaman için kesin bir bilimsel açıklama olarak verilmemiştir. Bazı beslenme bozukluğu belirtileri pek çok farklı besine karşılık gelebilmektedir. Bazı durumlarda ise bir besinde oluşabilecek yetersizlik yada fazlalık, karşılıklı etkileşim nedeniyle bir başka besinin bitki tarafından kullanılmasına engel olabilmektedir. Ayrıca bir besinin aşırı yetersiz olduğu durumlarda bitkinin göstermiş olduğu işaretler ile aynı besinin daha düşük seviyelerdeki yetersizliği durumunda aynı bitkinin gösterebileceği işaretler birbirinden tamamen farklı olabilmektedir. 2+2’nin her zaman 4 etmediği işte bu ortamda sürekli gözlem ve tecrübenin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu tecrübeyi edinirken de hangi besinlerin bitkiler tarafından kullanıldığını, hangi besinin ne işe yaradığını, eksikliğinin bitkinin hangi kısmında ve ne şekillerde kendini gösterebileceğini biliyor olmak gerekmektedir. Aşağıda bu doğrultuda sizlerle paylaşmak için hazırladığım bitki besinleri ve beslenme bozukluklarına ilişkin analizlerimi aktarmaya çalışacağım.

 

 

Yukarıdaki grafikte akvaryumlarımızda daha bol miktarlarda kullanılan ve beslenme bozukluklarını daha çabuk ve kolay gösteren dal (stem) bitkilerden birisi temsili olarak kullanılmıştır. Bu resimde belli başlı bazı besinlerin eksikliklerinin bitki üzerinde ne gibi sorunlara neden olduğu görülmektedir. Örnekte verilen beslenme bozuklukları bitkiler üzerinde en sıklıkla tespit edilen ve daha ziyada problemin ilk başladığı erken safhalardaki görünümlerini resmetmektedir. Daha önce de değinildiği gibi pek çok nedene bağlı olarak (özellikle ilerlemiş safhalar ve besin grupları arasındaki etkileşim) bu görünüm çok daha farklı şekilde de karşımıza çıkabilecektir.

 

Şimdi ise sırasıyla bitki akvaryumunda az yada çok bulunması gereken besin maddelerinin her birine biraz daha detaylı olarak değinelim:

 

 

(Toplam) Nitrojen (N):

 

Nitrojen mobil özellikte bir makro besindir. Aşırı düzeylere varan bir eksikliği bitki akvaryumlarında çok nadiren karşılaşılan bir durumdur. Yukarıda toplam deyiminin kullanılmasının nedeni bu elementin sularımızda pek çok farklı formda mevcut olabilmesinden kaynaklanmaktadır. Toplam nitrojen organik ve inorganik formlar olarak iki ana gruba ayrılabilir.  İnorganik forma giren türevler arasında nitrat (NO3-), nitrit (NO2-), iyonlanmış amonyak (NH4), iyonlanmamış amonyak (NH3+) ve nitrojen gazı (N2) sayılabilir. Amino asitler ve proteinler ise organik formu oluştururlar. NH4 ve NO2- dışında kalan nitrojen türevleri aşırı yüksek değerlere ulaşmadığı sürece faunaya zarar vermezler. Bitkilerin her türden nitrojen kaynağını kullanabileceği bilinen bir gerçektir. Örneğin NH4 bitkilerin daha kolay kullanabildiği bir nitrojen kaynağı olmasına rağmen alglerin de en fazla tercih ettiği besin kaynağıdır ve bitkilere göre çok daha hızlı tepki vermektedirler. NH4 seviyelerindeki bir yükselmeye algler birkaç saat içinde karşılık vereceklerdir ve genellikle yeşil su oluşumu kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle NH4 içeren bazı tablet gübreleri, saksı bitkileri için kullanılan torf ve benzeri maddeler ile karasal bitki gübrelerinin kullanılması tavsiye olunmaz. Nitrifikasyon bakterilerine barınma imkanı sağladığı ve dolayısıyla da suda oluşabilecek NH4 fazlasının daha basit türevlere dönüşmesini sağlayacağı için bitkili akvaryumlarda biyolojik filtrasyon ve büyük filtreler kullanılması tavsiye edilmektedir. Bitki ve alglerin varlığını sürdürebilmesi için son derece büyük öneme sahip bir temel besin grubudur. Bitkilerin enzimleri, proteinleri ve amino asitleri üretebilmesinde (dolayısıyla varlıklarını sürdürebilmelerinde) temel yapı taşıdır. Toplam nitrojenin yetersiz kalması durumunda bitki ve alglerin gelişimlerinin de yavaşladığı bilinmektedir. Nitrojen yetersizliğinin ortaya çıktığı durumlar toplam nitrojen (TN) oranının, toplam fosfata (TP) olan oranının 10 ve altında olduğu durumlardır (yani TN/TP < 10). Fosfat yada potasyum gibi besinlerdeki bir yetersizlik gelişimi yavaşlatırken, nitrojen yetersizliği gelişimi tamamen durdurabilir ve ardından tümden bozulmayı başlatabilecektir. Nitrojen seviyelerinin (NO3 göz önünde bulundurulursa) 10ppm seviyelerinin altına düşmemesi, 15-20ppm civarında tutulması tavsiye olunur. Bu eksikliğin belirmesi durumunda bitkilerde ortaya çıkacak olan gelişim bozuklukları ise öncelikle yaşlı yapraklarda kendini gösterecektir. Bu yapraklarda açık yeşilin ardından sarıya dönen bir renk değişimi gözlenecek ve bitki genel olarak daha açık yeşil bir renge sahip olacaktır. Aynı sararma dallarda da görülebilecek ve dallar daha cılızlaşacaktır. Yetersizliğin çok ileri safhalara varması durumunda yaşlı yapraklarda ölüm başlayacaktır. Antosiyanin (renk verici bir pigment) içeren bitkilerde ise yapraklarda kırmızımsı bir renk gözlemlenebilir. Daha genç yapraklarda ve yeni sürgünlerde ise erken yaşlanma ve sararma ortaya çıkarken büyüme çok yavaş olacak ve durabilecektir.

 

 

(Toplam) Fosfor (P):

 

Fosfor mobil özellikte bir makro besindir. Bu besin bitki akvaryumlarında hep yanlış anlaşılmış ve alg oluşumuna neden olan ve pek fazla bir faydası olmayan bir element olarak değerlendirilmiştir. Yüksek ışığın algin nedeni olduğunun söylenmesi gibi bu da eski ve geçersiz bir teoridir. Tüm canlı organizmaların bünyesinde fosfor mevcuttur. Hücre membranlarının bir bileşeni olarak, bir enerji kaynağı olarak, DNA ve RNA üretimine imkan veren bir element olarak, kök oluşumu, çiçeklenme ve tohumlanmanın en önemli unsuru olarak ve pek çok diğer bio-kimyasal proses açısından büyük önem taşır. Fosfor organik ve inorganik fosfat olarak iki farklı formda mevcut olabilmektedir. Organik formuna örnek olarak balık artıkları, yemler, bozulan bitki parçacıkları, bakteriyel prosesler kaynak olarak gösterilebilir. İnorganik formuna ise dışarıdan takviye edilen gübreleri, pH sabitleyicileri örnek verebiliriz. Organik fosfat herhangi bir hücrenin direk olarak bir bileşeni yada bir başka element(ler)le reaksiyona girerek oluşturduğu yeni bir bileşen olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu türden fosfatın kullanılabilmesi için bakteriler tarafından parçalanması gerekecektir. İnorganik fosfat ise bitkilerin direkt olarak kullanabileceği türdür. Standart akvaryumlarda bulunan fosfatın %90’dan fazlası organik fosfattır. Örneğin 5 gramlık bir pul yem sudaki organik fosfat seviyesini 0,4ppm artıracaktır. Piyasadan edinebileceğiniz bir test kiti sudaki toplam fosfatı değil sadece kullanılabilir inorganik fosfat seviyesini gösterecektir. Bitki gelişimi için gerekli olan tüm diğer faktörlerin mevcut ve yeterli olduğunu farz edersek fosfor eksikliği sadece gelişimi yavaşlatacaktır. Nitrojen eksikliğindeki gibi gelişim tamamen durmayacaktır ancak gelişimi yavaşlatmanın yanı sıra diğer besinlerin de alınmasını ve kullanılmasını durdurabilecektir. İşte bu aşamada alg oluşumu tetiklenmiş olacaktır. Bitkili akvaryumlar bitki miktar ve çeşitliliği, ışık ve diğer etkenler açısından farklı düzeylerde gereksinimler gösterseler de fosfor (PO4) seviyelerinin 0,5-2ppm aralığında tutulması tavsiye olunur. Fosfat eksikliği tüm mobil besinlerde olduğu gibi kendisini yaşlı yapraklardan göstermeye başlar. Yaprak uçlarından ve kenarlarından başlayarak, yaprak damarlarının arasına doğru yayılan bir sararma görülecektir. Daha ileri aşamalarda yaprak dökülmeleri gözlemlenebilir. Yeni yapraklara ve yaprak oluşumuna bakılacak olursa oldukça büyük bir yavaşlama görülecektir. Renkli bitkiler yeşil kalabilirken, yeşil bitkiler ise daha koyu yeşil bir renk alacaklar ve boyut olarak daha küçük kalacaklardır. Bu koyu renk bazı durumlarda fosfatın demir ile reaksiyona girmesi ve fosfatın kullanılamaz hale gelmesi neticesinde de ortaya çıkabilmekte ve ardından bitkinin ölümüne neden olabilmektedir. Çiçek ve tohum oluşumu tamamen duracaktır. 

 

 

Potasyum (K):

 

Potasyum mobil özellikte bir makro besindir. İleri düzey hobiciler tarafından genellikle potasyum seviyeleri 10-20 ppm aralığında tutulmaya çalışılmaktadır. Ancak güvenilir potasyum test kitlerini bulmak pek mümkün olmadığı gibi bu konuda hangi değerlerin ideal değerler olduğuna dair kesin bir bilgi de bulunmamaktadır. Gene de bu konuda bir avantajımız olduğu söylenebilir. Çünkü potasyumun fazlasının herhangi bir zararına yada olumsuz bir etkileşimde bulunduğuna dair kesin bir bulgu yer almamaktadır. Piyasada yer alan hemen her ticari üründe potasyum bol miktarda bulunabildiği gibi kendi hazırlayabileceğiniz gübreler için hammadde bulunması da oldukça kolaydır. Potasyum diğer makro besinlere göre genellikle hakkında daha az bilgi sahibi olunan (bu nedenle sıklıkla da ihmal edilen) ancak bitki bünyesinde son derece hayati öneme sahip bazı fonksiyonların yerine getirilmesi için anahtar rolü olan bir elementtir. Bu elementin daha iyi tanınabilmesi için bitki üzerinde etkisi olan fonksiyonlara yakından bir bakmakta fayda olduğunu düşünüyorum:

Enzim aktivasyonu: Enzimler bir takım kimyasal reaksiyon için katalist olarak kullanılırlar. Bir reaksiyonun oluşabilmesi için diğer bazı molekülleri birleştirirler. Potasyum bu şekilde bitki gelişiminde yer alan 60 farklı enzimi harekete geçirir. Potasyum bu işlemi gerçekleştirirken enzim moleküllerinin fiziksel yapılarını değiştirerek kullanılabilir hale gelmesini sağlar. Ayrıca bitki bünyesinde yer alan pek çok organik anyonu ve diğer bazı bileşenleri nötrleyerek, bitki bünyesinde enzim reaksiyonları için optimum seviye olan 7-8 pH değerinin oluşmasını sağlar. Hücre içinde yer alan potasyum miktarı kaç enzimin aktive edilebileceğini ve kimyasal reaksiyonların hangi oranda gerçekleşebileceğini belirler. 

 

Stomatal aktivite:

Bitki yapraklarının alt yüzeylerinde yer alan ve karbondioksit, su ve oksijen alış verişini sağlayan gözeneklere stomat adı verilmektedir. Bu stomatların açılıp kapanmalarını düzenlemesi açısından bitkiler gene potasyuma ihtiyaç duyarlar. Bu stomatların düzenli çalışabilmesi, fotosentez, su ve besin iletimi ve bitkinin soğutulabilmesi açısından hayati önem taşır.

Fotosentez:

 Potasyumun fotosentezdeki rolü biraz karmaşıktır. Potasyum tarafından enzimlerin harekete geçirilmesi ve bu şekilde adenosin trifosfat (ATP) üretimine müdahil olması fotosentez hızının ayarlanması üzerinde etki etmektedir. Bu etkisi muhtemelen potasyumun stomatal aktivite üzerindeki etkisinden daha önemlidir. CO2 ve suyu bir araya getirerek şekeri oluşturabilmek üzere ışık enerjisi kullanılırken, ilk aşamada açığa çıkan enerjiye ATP adı verilir. Daha sonra ATP pek çok farklı kimyasal reaksiyon için enerji kaynağı olarak kullanılır. ATP üretimi esnasındaki elektriksel yük dengesi potasyum iyonları tarafından sağlanır. Bitkiler potasyum yetersizliği ile karşılaştığında fotosentez hızı ve ATP üretim hızı düşer ve ATPye bağımlı olan tüm fonksiyonlar da yavaşlar. Aksi durumda ise bitkinin solunumu artar ve bir aşamadan sonra bu durum bitkinin gelişim ve büyümesini yavaşlatabilir. Akvaryumlarımızda gördüğümüz pek çok bitkide, yapraklar ışığa doğru tam açılarak daha fazla ışık alabilmeye çalışırlar yada aksine ışıktan zarar görmemek için yukarı yada aşağı doğru kapanırlar. Bu sayede fotosentez hızını da ayarlayabilirler. Yapraklarda görülen bu hareketlenme de gene potasyumun belirli bazı dokularda içeri yada dışarı doğru hareket ederek turgor basıncını kontrol edilebilir bir şekilde değiştirmesiyle mümkün olmaktadır. 

Şekerin taşınması:

 Fotosentez sırasında üretilen şeker kullanım veya depolama maksatlarıyla bitki bünyesinde farklı yerlere taşınmak zorundadır. Bitkilerin bu taşıma sistemi için kullandıkları enerji de ATP enerjisidir. Aynı şekilde eğer potasyum yetersizse, daha az ATP ortaya çıkacak ve bu taşıma sistemi kesintiye uğrayacaktır. Şekerin yanı sıra aynı mantık çerçevesinde su, nitrat, fosfat, kalsiyum, magnezyum ve amino asitlerin de taşınabilmesi güçleşecektir. Dolayısıyla bu taşıma sisteminin düzgün işeyebilmesi açısından da bol miktarda potasyum gereklidir.

Protein sentezi:

 Protein sentezinin hemen her adımında potasyuma ihtiyaç duyulmaktadır. Yeterli potasyum olmasaydı, bitki gelişim proseslerinin tümünün ayarlanabilmesi için gerekli olan protein ve enzimlerin üretilmesinde gereken bitki hücrelerinde yer alan genetik kodlarda oluşamazdı. Potasyum yetersizliğinin olması durumunda kullanılabilir nitrojen ne kadar bol olursa olsun protein sentezi mümkün olamaz. Bunun akabinde ise protein hammaddeleri olan amino asitler, amitler ve nitratlar birikmeye başlayacaklardır. 

Nişasta sentezi:

 Nişasta sentezi için gereken enzim de diğer pek çok enzim gibi potasyum tarafından harekete geçirilmektedir. Yetersiz potasyum seviyelerinde, nişasta miktarı düşerken, karbonhidratlar ve nitrojen bileşenleri artmaya başlayacaktır. Yüksek potasyum seviyelerinde nişastanın üretildikleri bölgelerden depolanma bölgelerine taşınmaları da daha etkin olacaktır.

 

Yukarıda kısaca değindiğimiz fonksiyonların ardından potasyumun ne kadar önemli bir besin olduğu gayet açıktır. Şimdi son olarak bu besinin eksik kaldığı durumlarda bitkilerin göstereceği belirtileri özetleyelim. Potasyum yetersizliğinin en karakteristik belirtisi yavaşlamış bitki gelişimi, yaprak kenarlarında sararma yada yanmış gibi bir görünüm ortaya çıkmasıdır. Bir başka belirti olarak dallarda ve yaprak saplarında zayıflamayı da sayabiliriz. Daha ileri aşamalarda eski yapraklar üzerinde ölü bölgeler ortaya çıkmaya başlar. Bu bölgeler giderek genişleyen noktacıklar/delikler olarak fark edilebilir. Daha ileri aşamalarda yapraklar, damarlar da dahil olmak üzere tamamen sararak ölürler. 

 

 

Kalsiyum (Ca):

 

Kalsiyum immobil özelikte bir makro besindir. Bu nedenle bu besinin eksikliği tamamen yeni yaprak oluşumu ve gelişim uçlarında kendini göstermektedir. Kalsiyum eksikliği aşırı derecede yumuşak suların yada sadece ters ozmoz sularının kullanıldığı akvaryumlar dışında pek rastlanılan bir durum değildir. Ancak daha sık karşılaşılan bir durum olarak aşırı sert sularda yüksek kalsiyum seviyeleri diğer bazı besinlerin, özellikle de potasyumun alınmasını/kullanılmasını kısıtlayabilmektedir. Piyasada bulunan test kitleri tamamen tuzlu su akvaryumlarında kullanılmak üzere tasarlanmış ve tatlı su akvaryumları için bu türden bir uygulama olmadığından belli bir seviye kriteri de belirlenmemiştir. Ancak GH testleri kullanılarak suyun toplam sertliğinden hareket edilerek bir sonuca varmak mümkündür. Suyun toplam sertliği, hemen her zaman hem kalsiyum hem de magnezyum elementlerinin aynı anda varolduğu kabul edilerek düşünülebilir. Aksi durumlar son derece kısıtlı ve tamamen göz ardı edilebilecek durumlardır. Bu noktadan hareketle 4-7 derece arasındaki bir GH değeri hemen hemen tüm bitki türleri için yeterli kalsiyum miktarının suda mevcut olduğu sonucunu verecektir. Kalsiyum elementinin akvaryum ortamında yetersiz olması neticesinde bitkilerde ortaya çıkabilecek beslenme bozukluklarını 3 aşamada ele alabiliriz. Kalsiyum yetersizliğinin çok düşük seviyelerde olduğu yada sorunun ilk günlerinde karşılaşılabilecek sorunlar arasında küçük ve deforme olmuş yaprak oluşumunu, ana damarlar normal görünürken yaprak dokularının zayıflamasını, yaprakların düz görünmek yerine içe doğru bükülmesini sayabiliriz. Orta seviyelerdeki kalsiyum yetersizliklerinde ise ilk aşamanın ardından boyut olarak küçülmüş yapraklarda birdenbire beliren eğilme ve bükülmeler, yeni yapraklar üzerinde beyaz bölgeler ve yaprak kenarları gözlemlenebilecektir. Aynı zamanda kökler kısalıp, büzüşecekler ve kök uçları ölmeye başlayacaktır. Bu aşamada Vallisneria türlerine has bir bozukluk olarak, sanki daracık bir alanda sıkışarak gelişimini sürdürüyormuşçasına yaprakların kıvrılıp, birbirlerine dolandıkları görülebilir. Üçüncü ve son aşama olarak ileri düzeylerdeki yetersizlik durumlarında, yeni yaprakların neredeyse tamamen beyaz bir şekilde çıktıkları, yaprakların normal bir görünümden çok uzak, küçük toparlak oluşumlar halinde kaldıkları ve son olarak hem bitkilerin gelişim uçlarının hem de kök uçlarının tamamen öldükleri görülebilecektir.

 

 

Magnezyum (Mg):

 

Magnezyum mobil özelikte bir makro besindir. Bu nedenle bu besinin eksikliği daha ziyade eski yapraklarda kendini göstermektedir. Magnezyum eksikliği de kalsiyum gibi aşırı derecede yumuşak suların yada sadece ters ozmoz sularının kullanıldığı akvaryumlar dışında pek rastlanılan bir durum değildir. Piyasada bulunan test kitleri aynen kalsiyum testlerinde olduğu gibi tamamen tuzlu su akvaryumlarında kullanılmak üzere tasarlanmış ve tatlı su akvaryumları için bu türden bir uygulama olmadığından belli bir seviye kriteri de belirlenmemiştir. Ancak GH testleri kullanılarak suyun toplam sertliğinden hareket edilerek bir sonuca varmak mümkündür. Suyun toplam sertliği, hemen her zaman hem kalsiyum hem de magnezyum elementlerinin aynı anda varolduğu kabul edilerek düşünülebilir. Aksi durumlar son derece kısıtlı ve tamamen göz ardı edilebilecek durumlardır. Bu noktadan hareketle 4-7 derece arasındaki bir GH değeri hemen hemen tüm bitki türleri için yeterli magnezyum miktarının suda mevcut olduğu sonucunu verecektir. Ancak burada magnezyum takviyesi yapılırken dikkate alınması gereken bir husus vardır. O da, bir birim kalsiyumun GH üzerindeki yükseltici etkisi bir birim olurken, bir birim magnezyumun yükseltici etkisi ise dört birim olacaktır. Magnezyum elementinin akvaryumunuzda yetersiz olması durumunda karşımıza çıkacak olan beslenme bozukluklarına yapraklarda bölgesel yada noktasal olarak sararmanın başlamasını, damarlar yeşil kaldığı halde yaprak kenarlarının ölmesini, antosiyanin (renk verici bir pigment) içeren bitkilerde ise yapraklarda kırmızımsı bir renk gözlemlenmesini sayabiliriz. Saz gibi tek kökten çıkan yapraklarda yaşlı/eski yaprakların ölümü sıklıkla görülmektedir.

 

 

Sülfür (S):

 

Sülfür immobil özellikte bir makro besindir. Yetersizlik durumunda gelişimin duraklaması, eksi yapraklar rengini korurken yeni yaprakların solgun bir sarı renge dönüşmesi gözlemlenecektir. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da bitki akvaryumlarımızda kullandığımız makro besin takviyeleri ve şebeke suyumuz genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler.

 

Mikro (Eser) Besinler

 

Dünyamızda doğal olarak kendiliğinden oluşmuş kimyasal elementlerin sadece birkaç tanesi canlı dokuları meydana getirmede yer almaktadır. Bunların içinden sadece altı tanesi (karbon, hidrojen, nitrojen, oksijen, fosfor ve sülfür) tüm canlı dokuların %99’unu teşkil etmektedir. Ancak, son derece küçük miktarlarda dahi olsa diğer bazı eser elementlerin de tüm hayati fonksiyonlar için vazgeçilmez bir önemi vardır. Bunlardan bazıları demir, bakır, kobalt, çinko ve manganez gibi sayılabilir ve tamamı yaşayan organizmalar için gereklidir. Yukarıda büyük ölçeklerde ihtiyaç duyulan makro besinleri ele aldıktan sonra şimdi de çok daha düşük miktarlarda ama vazgeçilmez bir şekilde ihtiyaç duyulan mikro besinlere bir göz atalım.

 

 

Demir (Fe):

 

Demir immobil özellikte bir mikro besindir. Demir akvaryum bitkilerin genel sağlık durumları ve renklenmeleri açısından önemli bir role sahiptir. Klorofil üretiminde önemli bir bileşendir. Demir aynı zamanda enerji transferi, nitrojen kullanımı ve lignin oluşturulması gibi fonksiyonları gerçekleştiren pek çok enzimin de bir bileşenidir.  Demir sülfür ile bir arada pek çok reaksiyona katalizör etkisi eden bileşikler meydana getirir. Akvaryumlarımıza katılması açısından demir iki ana şekilde karşımıza çıkar: Ferrous (Fe+2) ve Ferric (Fe+3). Fe+2 durumundaki demir bitkiler tarafından daha kolay alınabilir ve bu nedenle tercih edilen şeklidir. Demirin bu formda muhafaza edilebilmesi hazırlanan gübre karışımları içinde kullanılan şelatlayıcılarla sağlanır. Şelat maddesi ne kadar zayıf olursa (glukonat gibi) bitkiler demiri o kadar kolay kullanabileceklerdir. Ancak bu durumda da demir 8 saatten daha fazla kullanıma uygun şekilde kalamayacaktır ve yeterli fayda elde edilebilmesi için günlük olarak verilmesi gerekecektir. Daha güçlü şelat maddeleri ile (DPTA gibi) bu süre uzatılabilmektedir ancak bu seferde bitkilerin bu demiri kullanmaları zorlaşmaktadır. Bu nedenle kullanmakta olduğunuz demir gübresinin bu özelliği göz önüne alınarak dozlama yönteminizi belirlemeniz gerekir. Fe+3 formundaki demir daha seyrek bir şekilde karşılaştığımız bir formdur ve genellikle katı/tablet demir takviyelerinde sıklıkla kullanılmaktadır. Bu besinin bitkilerimizde eksik olduğu kendini solgun görünen bitkiler, yaprak ve dalların hemen hemen aynı renk tonunda görünmesi gibi belirtilerle gösterir. Taşınamaz özellikte bir besin olması nedeniyle eksiklik öncelikle yeni yapraklarda kendini gösterir. Hızlı gelişim gösteren bitkiler bu eksikliğe karşı daha duyarlıdırlar. Bazı bitkilerden örnek verecek olursak E.parvula yeterli demir aldığında daha koyu yeşil bir renk alırken, eksiklik durumunda açık yeşil/sarı bir renk alır. Ceratophyllum bitkisinin gelişim uçları pembe ile beyaz arası bir renk alacaktır. E.Densa türünde ise yeşilimsi sarı ve sarı bir renklenme başlayacaktır. Yetersizliğin belirlenmesindeki ortak özellikler arasında yeni yapraklarda yetersiz klorofil oluşumu, damarlar yeşil kalırken aralarında kalan bölgelerde renk kaybı sayılabilir. Daha ileri aşamalardaki yetersizliklerde sararmaya başlamış olan yapraklar daha kırılgan ve saydam bir görünüm alarak, nihayetinde dökülürler. Yapraklar daha küçük çıkarlar ve saplarına doğru kıvrılmış vaziyette kalırlar. Kılıç yapraklı bitkilerde yeni yapraklar küçük kalırlar, boylamasına daha solgun renkte şeritler parçacıklar oluşur. Demir eksikliğinin belirmesinin yetersiz gübre takviyesinden baka nedenleri de mevcut olabilir. Aşırı fosfat takviyesi demir ile etkileşime neden olarak demirin bitkilerin kullanamayacağı bir forma dönüşmesine neden olabilir. Bu nedenle sıklıkla mikro ve makro besin takviyelerinin aynı anda değil, aralıklı olarak yapılmaları tavsiye edilir. Yüksek karbonat sertliği (KH) ve 7’nin üzerindeki pH değerinin aynı anda bulunması da demirin kullanılmasına engel olmaktadır. Soğuk ortam da bitkilerin demir yetersizliğini pekiştirmektedir. 

 

 

Boron (B):

 

Boron immobil özellikte bir mikro besindir. Boronun öncelikli fonksiyonu hücre duvarlarının oluşmasıyla ilgilidir. Bitki bünyesindeki şeker nakli ve çiçeklenme de gene boron mevcudiyetine bağlıdır. Boron sayesinde bitkilerde sağlıklı depolama dokularının oluşumu ve hormon seviyelerinin düzenlenmesi de temin edilmektedir. İmmobil özelliği nedeniyle bu besinde oluşabilecek bir yetersizlik kendini gelişim uçlarında ve yeni yapraklarda gösterecektir. Eksiklik belirtilerinin kendilerini gösterme şekli kalsiyum yetersizliğindekine çok benzerlik gösterir. İlk aşamalarda dal ve kök gelişimi zayıflar. Yeni çıkan yapraklar buruşuk, kapalı ve daha küçük boylarda olur. Ardından hem gelişim uçları hem de yeni kökler ölmeye başlar. Yeni beliren sürgünler ölürler. Bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler. Düşük pH ortamları Boron yetersizliğini pekiştirmektedir.

 

 

Kobalt (Co):

 

Kobalt mobil özellikte bir mikro besindir. Bitkilerimizin gelişim hızını artırması ve nitrojen kullanımına katkısı nedeniyle önem taşır. Kobalt ayrıca dokularda yer alan B12 vitamininin önemli bir bileşenidir. Henüz kesin olarak doğrulanmamış olsa da kobalt pek çok enzim sistemi için aktive edici bir unsur olarak fonksiyona sahiptir. Mobil özelliği nedeniyle eksiklik kendini ilk olarak eski yapraklarda kendini gösterecektir. İlk aşamalarda klorosis, yani pek çok diğer mobil besinde olduğu gibi klorofil kaybına bağlı olarak eski yapraklarda sararma ortaya çıkar. Ardından genel olarak yeni yaprak gelişiminde bir yavaşlama/durma veya erken yaşlanma görülebilir. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler.

 

 

Bakır (Cu):

 

Bakır immobil özellikte bir mikro besindir. Bakır karbonhidrat ve nitrojen metabolizması açısından önem taşır. Hücre duvarlarının güçlendirilmesi için gereken lignin üretimi ve solmanın önüne geçilebilmesi için bitkilerin bakıra ihtiyacı vardır. Bu besin yeni yapraklarda eksikliğini ölü yaprak uçları ve içe doğru kıvrılan yaprak kenarları ile göstermektedir. Ardından gelişimin duraklaması, yaprak dökümü ve çiçek kollarının zayıflayarak yan yatmaları görülebilmektedir. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri ve şebeke suyumuz genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler. Yüksek pH seviyeleri, bol miktarlardaki demir ve fosfor bitkilerin bakır alımını yavaşlatabilmektedir. Yüksek bakır miktarları bitkilerin gelişim uçlarını ve kök oluşumlarını olumsuz etkiler. 

 

 

 

Manganez (Mn):

 

Manganez immobil özellikte bir mikro besindir. Manganez fotosentez, nitrojen kullanımı ve bitki metabolizması için ihtiyaç duyulan diğer bazı bileşenlerin oluşturulması için gereklidir. Bu besinin eksikliği yeni yapraklarda ölü bölgelerin (klorosis) belirmesi, ana damarların yeşil kalırken diğer bölgelerin tamamen sararması şeklinde kendini gösterecektir. Ardından gelişim tamamen durabilir. Yaprak ve yeni sürgünler fark edilir biçimde küçülürken, çiçeklenmeye de engel teşkil edebilir. Manganez demir ile ciddi bir karşılıklı etkileşim içindedir. Bu besinin eksikliğinin akvaryumlarımızda ortaya çıkmasının en büyük nedeni gereğinden fazla miktarda demir takviyesinin yapılmasıdır. Aksi şekilde manganezin fazla bulunması da mevcut olduğu halde demir yetersizliğinin belirmesine neden olabilecektir. Bunların dışında bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri ve şebeke suyumuz genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler. Yüksek pH seviyeleri manganez eksikliğini pekiştirmektedir. 

 

 

Molibden (Mo):

 

Molibden mobil özellikte bir mikro besindir. Nitrojen kullanımı, protein sentezi ve sülfür kullanımı molibden kullanımıyla gerçekleşir. Ancak ihtiyaç duyulan miktar çok çok küçük seviyelerde olduğundan çoğu bitki bu besinin eksikliğini pek göstermez. Eksikliği sıklıkla nitrojen yetersizliği ile karıştırılan molibden problemi ilk olarak yaşlı yapraklarda gösterecektir. Bitki genel yeşil görünümünü muhafaza ederken yaşlı yapraklarda damarlar arasından başlamak üzere sararma görülecek ve giderek yaşlı yaprakların geneline yayılacaktır. Aynı zamanda yaprak kenarlarında kahverengi renklenmeler belirebilecektir. Yeni yapraklar daha dar ve şekilleri deforme olmuş olarak ortaya çıkabilirler. Çiçek veren bitkilerde çiçeklenme de durabilecektir. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler. Düşük pH molibden alımını zorlaştırmaktadır. 

 

 

Çinko (Zn):

 

Çinko suyun dışında yaşayan bitkiler için immobil bir besinken, su bitkileri için mobil özellikte bir mikro besindir. Enerji üretimi, protein sentezi ve gelişimin kontrolü açısından gerekli pek çok enzim sisteminin kaçınılmaz bir bileşeni olarak öenm taşır. Yetersizlik belirtileri kendini yaşlı yapraklarda yaprak uç ve kenarlarından başlayarak damar aralarına doğru yayılan bir sararma ile gösterecektir. Bu besine ait en karakteristik özelliklerden birisi ileri aşamalarda gelişim uçlarında ve yeni yaprakların oluşumunda gözlemlenecektir. Şöyle ki, nodlar (dal üzerinde yaprakların çıktığı boğumlar) arası mesafe ortadan kalkacak yeni yaprakların tamamı sanki aynı noddan çıkıyormuş gibi bir görünüm oluşacaktır. Yüksek pH durumunda bu besinin suda kullanılabilir şekilde bulunması da kısıtlanacaktır. Ayrıca soğuk ortam da yetersizliğe neden olabilmektedir. Yüksek fosfor ve demir oranları da bu sorunu pekiştirebilmektedir. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri ve şebeke suyumuz genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler.

 

 

Klor (Cl):

 

Klor mobil özellikte bir mikro besindir. Fonksiyonlarının başında stomatal aktivite ve bitkilerin fizyolojik fonksiyonlarındaki elektriksel yükün dengelenmesi gelmektedir. Aynı zamanda bitkileri bazı hastalıklara karşı koruması açısından da büyük öneme sahiptir. Klor yetersizliği kendini damarlar arsında kalan bir sararma ve yeni yaprakların solgunlaşması ile gösterir. İlerlemiş safhalarda yaşlı yaprakların üst yüzlerinde bronzlaşma görülebilir. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri ve şebeke suyumuz genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler.

 

 

Sodyum (Na):

 

Sodyum mobil özellikte bir mikro besindir. Potasyum yetersizliği durumunda potasyumun başta taşıma sistemi üzerindeki rolü olmak üzere bazı görevlerini çok daha zayıf bir seviyede gerçekleştirmeye yardımcı olur. Fotosentez için gerekli su dengesini değiştirerek fotosenteze de etki eder. Karbonat bileşikleri oluşturarak özellikle Elodea olarak bilinen bitki için karbon kaynağı oluşturabilir. Sodyum NaCl formunda, yani bildiğimiz tuz şeklinde sularımızda yer alır. Bu bileşenin akvaryum suyumuzad fazla bulunması durumunda bitkilerimiz su kaybına uğrayacak ve ironik bir anlatımla suyun altında susuzluktan kuruyacaktır. Suyun kaybedilmesi, bitki bünyesinden tuz yoğun ortama doğru osmoz hareketi ile suyun çekilmesi neticesinde oluşmaktadır. Bunun ardından hücre zarları hücre duvarından ayrılacak ve plazmoliz adı verilen olay gerçekleşecektir. Bu olay belli bir süre devam ettiği takdirde bitki solacak ve bir süre sonra ölecektir. Pek çok hobicinin standart akvaryumlarında bitki gelişmemesini söylemelerinin en büyük nedenlerinden biri, su değişimlerinde tuz eklemelerinden dolayı bu olayın gerçekleşiyor olmasıdır. Ancak bitki gelişimi için hayati bir önem taşımamaktadır. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da şebeke suyumuz genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler.

 

 

Diğerleri:

 

Bu bölümde değindiğimiz başlıca mikro besinlerin dışında üzerinde kesin araştırmalar yapılmamış ve sonuçlar elde edilememiş (her ne kadar bunların karasal bitkiler üzerindeki pek çok araştırması yapılmış olsa da) pek çok başka element daha mevcuttur. Bunlardan başlıcaları Nikel (Ni), İyot (I), Florür (F), Silikon (Si), Selenyum (Se), Alüminyum (Al), Platin (Pt) ve Vanadyum (V) olarak sayılabilir. Bu elementlerin tümü kuru bitki dokularının araştırılmasında tespit edilmiş ve varsayımsal olarak pek çok fonksiyonda, özellikle de enzim sentezlerinde kullanıldıkları ifade edilmiştir.

 

 

 

Böylece ilk üç bölümün sonuna gelmiş oluyoruz. Son olarak basit bir tabloyla bitkilerimiz için gerekli tüm mineral elementleri yani bitki besinlerini gösterelim:

 

Akvaryum Bitkilerinde Çürüme, Yaprak Delinmesi, Erime vs. Sorunlar

 

 

Buraya kadarki 3 bölümde bitkilerin beslenmesinde rol alan besinleri, bu besinlerin bitki fizyolojisindeki rol ve önemlerini, eksiklik ve fazlalık durumunda ne gibi beslenme bozukluklarıyla karşılaşabileceğimizi mümkün olduğunca detaylarıyla ortaya koymaya çalıştım. Bu son bölümü ve özellikle iki tabloyu incelediğinizde muhtemelen bu kadar detayla (belki de bir kısmı anlaşılamayacak kadar karışık yada gereksiz diye düşünebilirsiniz) neden kafanızı karıştırdığımı düşünebilirsiniz. Ancak ben her zaman için direk sonuçlar göz önüne alınarak hareket edilmemesine ve bu aşamaya gelene kadar sistem içinde neler olup bittiğinin de kısmen de olsa bilinmesi gerektiğine inanıyorum. Hangi besinin ne işe yaradığının bilinmesi o besinle ilgili sorunların daha iyi anlaşılmasına yardım edecektir. Ayrıca benzer belirtiler birden fazla sorunun habercisi de olabileceğinden bunun da belirlenmesi kolaylaşabilecektir.

 

 

Şimdi bahsettiğim tablolara geçmeden önce son olarak beslenme bozukluklarıyla bağlantılı yada aksine bağlantılı olduğu sanılan ve akvaryumlarımızda zaman zaman karşılaştığımız bitkilerimizle ilgili bazı olayları ve terimleri kısaca ele alalım:

 

 

Akvaryum Bitkisi sorunları - Klorosiz:

Çoğu zaman bitkilerimizde karşılaştığımız sorunlardan birisi yapraklar üzerinde noktacıklar, delikler, şeffaf yada kahverengi/sarı bölgeler meydana gelmesidir. Bu olay bazı nedenlerden ötürü o bölgelerdeki klorofil kaybedilmesi yada yeterli miktarda klorofil üretilememesi neticesinde ortaya çıkmaktadır ve bu olaya genel olarak klorosiz adı verilir.

 

Akvaryum Bitkisi sorunları - Nekrosiz:

Nekroz adı da verilen bu olayda ise ileri safhalardaki klorosizin ardından yada daha ileri derecedeki bazı sorunların neticesinde bitki yaprağının yada tüm bitkinin vakti gelmeden önce ölümü ifade edilmektedir.

 

Akvaryum Bitkisi sorunları - Submerse/Emerse:

Bu iki terim bitkilerimizin yetiştirilme tarzlarıyla ilgili olarak kullanılan iki yöntemi ifade etmektedir. Submerse denilen yöntemde bitkiler bizim akvaryumlarımızda yaptığımız gibi tamamen suyun altında yetiştirilirler. Emerse denilen yöntemde ise bitkiler tamamen suyun dışında yada kısmen suyun içinde olarak yetiştirilirler. Bu yöntem daha ziyade yetiştirme çiftliklerinde, seralarda daha hızlı, sağlıklı ve sorunsuz bir gelişim sağladığı için kullanılmaktadır. Bu şekilde yetiştirilmiş olan bitkiler genellikle daha kalın/büyük ve göz alıcı renklere sahip olmaktadır. Emerse olarak yetişen bitkileri akvaryumlarımıza yerleştirip submerse gelişimlerini sürdürmelerini beklerken iki olayla karşılaşırız. Bunlardan birincisi bitki türlerine göre 1 günden 1 aya kadar sürebilen bir adaptasyon süresi gerektirmeleridir. Adaptasyon süreci içinde bu bitkilerde yaprak kaybı sıklıkla görülmektedir. İkincisi ise bu adaptasyon süresinin ardından bitkinin önceki görünümünden şaşırtıcı derecelere varabilen şekilde farklılıklar gösteren yeni bir görünüme kavuşmasıdır. Ancak bu her iki olay da son derece doğal karşılanmalıdır ve bir sorun olarak ele alınmamalıdır. Unutulmaması gereken bir diğer husus ise ülkemize ithal edilen bu akvaryum bitkilerinin neredeyse tamamına yakını emerse olarak yetiştirilmiş bitkilerdir. Kimi zaman submerse yerine sucul, emerse yerine ise yarı-sucul terimleri de kullanılmaktadır.

 

Göller ve Derelerden toplanan - F0 bitkiler:

Şakayla karışık bir ifade tarzı oldu ama sanırım hepiniz burada neyi kastettiğimi anlamışsınızdır. Pek çoğumuz doğadan (göller, dereler, vs…) topladığımız bitkileri akvaryumlarımızda yetiştirmeye çalışmışızdır. Ancak çoğu zaman sonuç olumsuz olmuştur. Burada yapılması gereken kademeli bir adaptasyon sürecinin sağlanabilmesidir. Bildiğiniz üzere ülkemiz suları genellikle akvaryumlarımıza göre çok daha soğuk sulardır. Bu nedenle bitki toplama işlerinin genellikle sıcak aylarda yapılması sorunu bir derece ortadan kaldıracaktır. Bunun ardından bitkinin geldiği çevreden alınmış sudan da dahil edilmiş bir geçiş akvaryumunda bitkilerin nihai akvaryuma alıştırılmasına çalışılmalıdır. Bu süreci ortalama 1-2 hafta civarında tutmak genellikle yeterli olacaktır.

 

Akvaryum Bitkisi sorunları - Etkileşim:

Beslenme bozuklukları ele alındığında en az bilgi sahibi olunan ve en fazla göz ardı edilen konulardan birisi etkileşimdir. Burada etkileşimden kastetmeye çalıştığım çeşitli bir takım kimyasal reaksiyonlar oluşmasının ardından verilen besinlerin bitkiler tarafından kullanılamaz hale yada çok fazla enerji sarf edilerek kullanılabilir hale gelmesidir. Yukarıdaki bölümlerde demir ve fosfat arasındaki etkileşim gibi bazı örnekler vermeye çalışmıştım. Bunları özet olarak 1. tabloda da görebilirsiniz. Etkileşimin beslenme bozukluklarında en önemli sebeplerden birisi olduğu unutulmamalıdır.

 

Akvaryum Bitkkisi sorunları - Bitki erimesi: 

Çoğu zaman çok güzel bir formdayken beğenerek aldığımız bir bitkinin kısa bir süre geçmeden akvaryumumuzda eriyip parçalanarak yok olması bizleri en çok hayal kırıklığına uğratan olaylardan birisidir. Buna pek çok neden sayılabilir. İlk olarak yukarıda da değindiğimiz adaptasyon sürecini tekrar edebiliriz. Her bitki ortam değişikliklerinde bir adaptasyon süreci geçirecektir. Ancak yeni girdiği ortamda minimum şartların karşılanamaması, aldığımız anda yeterince güçlü olmayışı, çok yüksek N (Nitrojen) türevlerine ve/veya ağır metallere maruz kalışı bu adaptasyon süresini tamamlayamamasına neden olabilir. Bu tür adaptasyon sorunları sahip oldukları yüksek enerji ve kuvvetli bünyeleri nedeniyle emerse ortamdan submerse ortama geçen bitkilerde daha az olurken submerse ortamdan submerse ortama, yani kurulu bir akvaryumdan bir başka akvaryuma geçen bitkilerde daha fazlasıyla görülmektedir. Kök zehirlenmesi de bir faktör olabilir. Yüksek ve kompakt yapıda bir substrat altında oluşabilecek havasız paketlerde biriken zehirli gazlar kökten başlayarak bitkilerin erimesine neden olabilir. Bu tür gazların oluşmasını engellemek için çökme yapmayan ve çok ince olmayan malzemeler kullanılmalıdır. Derin ve geniş kök yapısına sahip bitkiler de bu bölgelerin oluşmasına engel olacaktır. Bitkilerin dikimi esnasında hatalı dikim nedeniyle kök ve gövdeye verilen zararlar da buna bir etken olabilir. Uygun bir cımbız kullanılması yerinde olacaktır. Bitki erimesine bir başka etken olarak su dışında uzun süre kalan bitkilerin akvaryumlarımıza tekrar dikilmesinin ardından zarar görmüş hücre yapısının destekleyebileceğinden daha fazla suyun bitki bünyesine dahil olması da sayılabilir.

 

Akvaryum Bitkisi sorunları - Cryptocoryne erimesi: 

Crypto türlerinde görünen erime olayı da bitki erimesi gibi değerlendirilebilir. Ancak çok daha sık bir şekilde karşımıza çıkar. Bu olay hoşumuza gitmese de genellikle normal karşılanması gereken bir durumdur. Önemli ortam değişimlerinin ardından (buna akvaryum değişimi ve hatta aynı akvaryumda yer değişimi de dahildir) bitki zeminin üzerinde kalan tüm dal ve yapraklarını kaybedebilir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında diğer bitkilerin aksine, bitkinin zeminin altında kalan kısmına hiçbir şekilde müdahale edilmeden zaman verilmesinin ardından sıklıkla yeni ortama adapte olmuş yeni yaprakların oluşmaya başladığı görülecektir. 

 

Microsorum (Java fern) üremesi: 

Düşük destekli akvaryumların en gözde bitkilerinden birisi olan Microsorum türleri Rizomlu bitkilerin temel özelliklerini taşırken aynı zamanda kendine has bir üreme özelliği daha taşımaktadır. Yapraklar üzerinde oluşan kahverengi tonlarında sivilce gibi oluşumlar gözlemlenebilir. İlk bakışta sanki bir hastalıkmış gibi görünse de bu bölgeler aslında spor cepleridir ve bir süre sonra buralardan yeni bitkiciklerin çıktığı görülecektir. İleri teknoloji tanklarında bu durumla daha sık karşılaşılabilir.

 

Akvaryum Bitkisi sorunları - Soğanlı/Rizomlu bitkilerde bozulma:

Anubias yada Aponogeton gibi farklı kök yapısına sahip bitkilerde rastlanılan bu durum tamamen dikim hatasından kaynaklanmaktadır. Bitkilerin rizom yada soğanlarının dikim esnasında zeminin altında kalmamasına yada bu bölgelere zarar verilmemesine çok büyük önem gösterilmelidir. Aksi takdirde 2-4 hafta gibi bir sürenin ardından sıklıkla bitkiler bozulmaya başlayacaktır.

 

Akvaryum Bitkisi sorunları - Havai kökler:

En çok karşılaştığım sorulardan birisi olan bu kökler stem (dal) bitkilerin üzerinde hemen her noddan (yaprağın dibinden) çıkabilir ve bu son derece normal ve sağlıklı bir durumdur. Bazı bitkiler gövde üzerinden çıkan bu kökleri daha fazla üretirken diğerleri daha az sayıda ve uzunlukta oluşturabilir. Kimilerine göre görüntü kirliliği yaratan bu kökleri isterseniz dibinden kesebilir isterseniz daha ziyade alt kısımlarda çıktığından bitkilerin alt kısımlarını önlerine daha kısa başka bitkiler dikerek bloke edebilirsiniz. Bu kökler bitkilerde depolama, dengeleme ve tutunma gibi bir takım fonksiyonlara da yardımcı olmaktadır.

 

Duruş bozuklukları: Bitkilerim neden dik/düz durmuyor gibi sorular da zaman zaman karşımıza çıkıyor. Bu da beslenme ile bir ilgisi olmayan daha ziyade sirkülasyon ve aydınlatma ile ilgili bir konudur. Su akımının fazla yüksek olması bitkilerin şeklini bozar ve bitki bu şekilde gelişimini sürdürdükçe bu durum kalıcı olabilir. Üst aydınlatmanın homojen olmaması yada ortamda akvaryumun başka bir ışık kaynağından etkilenmesi de bitkilerde ışığın yoğun olduğu kısma doğru yönlenmesine ve bu şekilde bir gelişim sürdürmesine neden olabilir. Sıkışık ortamlar da bitkilerin şeklini bozabilir. Aradan budanmış yada sökülmüş bu gibi bitkiler başka bir yere dikildiğinde oldukça şekilsiz görünebilir.Suyun dışında uzun süre kalmalarını müteakip bünyesinden su kaybederek büzüşen ve özellikle gövde kalınlığı daha fazla olan bitkiler eğilip büzülürler ve ardından dikilmelerini takiben bu şekilsiz görünümleri kalıcı/uzun süreli olabilir.

 

Sıcaklık meselesi: Sıcaklık, özellikle yüksek sıcaklıklar en çok karşılaşılan problemlerden birisidir. Kısmen bitkilerin beslenmesi ile de ilgili olarak düşünülebilecek bu sorun aslında çok basit bir yaşam kuralına bağlıdır. Dünya yüzündeki tüm canlılar artan sıcaklıkların ardından metabolizmalarında bir hızlanma yaşarlar. Bitkilerde de durum aynıdır. Sağlıklı fotosentez 18-26 derece arasında gerçekleşmektedir. Bu sıcaklıkların üzerine çıkıldığında metabolizma hızlanması neticesinde fotosentez de hızlanmaya başlayacaktır. Fotosentez hızlandığında haliyle bitkilerin ihtiyaçları da artacak, daha fazla ışık/CO2/besin gereksinimi ortaya çıkacak ve bitki gelişimi çok daha hızlanacaktır. Ancak bu hızlanmanın da bir yere kadar olduğu unutulmamalıdır. Bitki türlerine göre değişen 28 ile 35 derece arasında bir üst sınır bulunmaktadır. Bu sıcaklıklara ulaşıldığında fotosentez yavaşlamakta/durmaktadır. Dolayısıyla sıcaklıklarla mücadelede hızlanan metabolizmaların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmak yada su sıcaklığının artmasını engellemek gerektiği açıktır. Yüksek sıcaklığın aksine düşük sıcaklıklarda da durum tam tersine olarak düşünülmelidir.

 

Sirkülasyon ikilemi: Sirkülasyon olmalı mı, olmamalı mı? En sık sorulan sorulardan biri olan bu konuda aslında cevap çok açıktır. Sirkülasyon olmalıdır. Elbette bitkileri yerlerinden oynatacak, görünümlerini bozacak, yada yüzeyde gerçekleşip CO2 kaçışını hızlandıracak bir sirkülasyondan bahsetmiyoruz. Sirkülasyonun faydalarını şu şekilde sıralayabiliriz. Öncelikle tüm bitkilerin yaprakları su altında iken hareketsiz bir su tabakası ile sanki bir şeffaf poşet içindeymiş gibi sarılı vaziyettedir. Bitkiler besin ve gaz alışverişini yaparlarken bu tabaka ile de baş etmek zorundadırlar. Sirkülasyonun en büyük faydası burada ortaya çıkmakta ve bu tabakanın her zaman çok ince kalmasına neden olmaktadır. Daha sonra suya katmış olduğumuz CO2 ve sıvı besinlerin suya daha homojen yayılması sağlanmış olacaktır. Netice itibariye bitkilerin elleri ayakları olmadığından akvaryum içinde şartların daha iyi olduğu başka yerlere göç etmeleri mümkün değildir. Bir başka konu ise davetsiz misafirler alglerle ilgilidir. Akıntılı sularda alg sporlarının gelişimi ve herhangi bir yüzeye tutunabilmeleri zorlaşacaktır. Bitkilerle ilgili olmayan bir başka avantaj ise yüksek sirkülasyon neticesinde taban ve kör noktalarda birikebilecek kalıntı ve pisliklerin havalanması sağlanacak, bu durumda filtreler daha iyi temizlik yapacak ve daha berrak bir su temin edilmiş olacaktır.

 

Sert su sorunları: Bu sorun aslında genelleme yapılacak bir sorun değildir. Yani sadece bazı bitki türleri ile sınırlıdır. Kimi zaman beğenerek almış olduğunuz bitkiler bir süre sonra akıl almaz bir şekilde, hem de standart bir bitki akvaryumu için tüm şartlar yerinde görünürken bozulmaya başlayacaktır. İşte bunun nedeni bitkinin ortam olarak GH (genel sertlik) ve KH (karbonat sertliği) değerlerini çok düşük istemelerdir. Ne yapılırsa yapılsın bu bitkiler 4 derecenin üzerindeki sertliklere tolerans gösteremeyecek ve bozulacaktır. Tonina, Eriocaulon, Rotala türleri gibi bazı bitkileri bu gruba dahil edebiliriz. Bu tür bitkilerden bulundurmak istiyorsak mutlak suretle su değerlerini ters ozmoz (RO) suyu, torf veya reçine kullanarak ayarlamamız gerekecektir.

 

Bitkilerde renk değişimi: Bitkilerimizin istediğimiz renkleri alamamalarının ana nedeni istenen parlaklıkta ve uygun tayfa sahip aydınlatmanın sağlanamaması olsa da bu konu beslenme bozuklukları ile de ilişkilendirilebilir. Daha parlak ve göz alıcı renklerin sağlanabilmesi için kullanılabilir ve yüksek demir konsantrasyonunun sağlanması gerekir. Ancak yüksek nitrat seviyeleri de bu renklenmeyi engelleyen faktörlerden birisidir.

 

Su değişimleri: Son olarak değinmek istediğim konu ise su değişimlerinin uygulanması ile ilgili olacak. Su değişimlerinin uygulanması aslında doğrudan bitki sağlığı ile ilişkili değildir. Su değişimlerini uygulamamızın asıl nedenleri suya katmış olduğumuz kimyasalların kullanılmayan kısımlarının birikerek yüksek konsantrasyonlara ulaşmasını engellemek ve ayrıca suda serbest bulunan alg sporlarının bir kısmını sistemin dışına çıkartmaktır. Yüksek destekli akvaryumlarda bu değişimleri haftalık %50 gibi tutmak genellikle yeterli olmaktadır. Düşük destekli akvaryumlarda ise genellikle eksilen suyu tamamlamak ve aylık %20 gibi daha mütevazı su değişimleri uygulamak daha yerinde olacaktır. 

 

 

Bu son açıklamaların ardından  tablomuzda ise sorunlardan yola çıkarak buna neyin sebep olmuş olabileceğini ele alacağız.